GencSau Magazin & Fotoğraf Albümü
Sakarya Üniversitesi dergisi ve Albümü

GencSau Magazin Spor Carles Puyol - expulse

“Barcelona bana hiç para ödemese de ben yine ölene kadar bu formayı giyerim.Bu takımda futbol oynamak bir insanın başına gelebilecek en güzel şey.”

Türkiye’de futbolun, global standartlara göre malta seviyesinde olduğu yıllardan , Nihat Kahveci’nin olmadığı yerde Selçuk Yula’ya Thierry Henry dendiği zamanlardan kalma bir futbolcu eskisi ,Türk Milli Takımı’nın son anda zar zor Avrupa finalleri biletini almasının nedenini şöyle açıklıyor “ Efendim Türkiye’de doğru dürüst savunma oyuncusu yok “ Bugüne kadar , mensubu olduğu camianın başkanını , takımın kaptanı olan milli kaleciyi dövdürttüğünde bile savunan , baş tacı eden , böylece yıllardır futbol maçlarından daha uzun süren yorum programlarında kendisine sürekli iş bulan futbol dahisi (!) şöyle devam ediyor. “ Gökhan Zan porselen bebek gibi , yere düştü mü hemen bir yeri kırılıyor , iki ay oynayamıyor.İbrahim Toraman Barbaros Bulvarı’ndaki trafik polisi gibi gelene gidene polis gibi , gelene gidene paşam diyerek herkese yol veriyor.Servet kafa toplarında Allah vergisi boyunu kullanıp idare ediyor ama top yerden geldiğinde kokainmanlar gibi burnunu çekiyor , yanından geçen adamı göremiyor.Emre Aşık , otuz üç yaşında topa hala bomba muamelesi yapıyor.Halbuki Real Madrid’de Pungol var , o yıllardır tek başına savunma yapıyor .Bizede bir Pungol lazım”

Yerden göğe kadar haklı , bize bir Pungol (!) lazım ; futbolu yorumlayacak Türk futbolunu müthiş potansiyeline rağmen gündelik manşetler uğruna Malta seviyesine indirmeye çalışan yöneticilere yalakalık yapıp televizyon yıldızlığına soyunmayacak.Çok eleştirdiği hakemler gibi gördüğünü , zihnini esir alan güç dengelerinin eyyamına kurban etmeyecek…Futbolu sadece sarı-lacivert sarı-kırmızı ya da siyah-beyaz ne pahasına olursa olsun kazanılacak bir maç gibi değil de tüm renklerin bir araya geldiği gök kuşağı gibi bir oyun olduğunu inkar etmeyecek…İşte o zaman bizim savunma oyuncuları da Barcelona’lı Puyol gibi olacak ....

Şu anda dünyanın faal en büyük savunma oyuncusu olarak gösterilen Carles Puyol da Gökhan Zan, İbrahim Toraman ya da Servet gibi doğar doğmaz emeklemeye başladı , Zlatan İbrahimoviç’i marke etmeye değil..Futbola kesinlikle en fazla Servet ya da Emre Aşık kadar yetenekliydi.Ama onu büyüten futbol ülkesi Barcelona’ya asla hiç kimse sadece diğerlerinden daha çok parası var diye başkan olmadı,futbol yorumcuları da asla o başkanın paralı askerleri olmadılar.Uzun vadeli , planlı , dünya standartlarını belirleyen bir fiziksel ve ruhsal gelişim süreci sonucunda Carles Puyol önce dünyanın en iyi savunma oyuncusu , sonra da Barcelona’nın Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldıran ilk Katalan kaptanı olmayı başardı.

Puyol’un başarısı taraftarıyla , yorumcusuyla , başkanıyla Barcelona’nın başarısının ta kendisi.Bugün Türk savunma oyuncularının Puyol kadar başarılı olamamalarının ana nedeni de futbolcularımızın ondan daha az yetenekli olmaları değil… 8-0 ‘lık Liverpool hezimetinde Toraman’ın yanından geçip ağlarımıza giren her top aslında siyah-beyazlı savunma oyuncusundan çok Sinan Engin’in , Yıldırım Demirören’in, Adnan Aybaba’nın, onları seçenlerin, seçtirenlerin bacaklarının arasından geçip gitti , tarihi bir hezimet olarak filelerimizle buluştu.

Tarih madalyonunun diğer yüzünde Nadal , Guardiola , Abelardo , Sergi , Ferrer gibi dünya çapında savunmacılar yetiştiren Barcelona ‘nın “ güzel futbol “ bayrağını dünyanın kalbine dikerken , bu kalibrede savunma oyuncularının ve onların en gelişmiş modeli olan Puyol’u çıkarmasından daha güzel bir şey olamaz.Nasıl dünyanın en büyük Rock yıldızları ailelerinin çocuklarına ilk doğum günü hediyesi olarak gitar aldıkları Britanya’dan , en iyi kanat oyuncuları her sokağında bir futbol okulu olan Hollanda’dan çıkıyorsa Puyol’un dünyanın halen top koşturan en büyük savunma oyuncusu olarak Barcelona’lı olması da toplumsal değerleri ve dinamikleri Türkiye’dekinden en az başka bir gezegen kadar farklı olan bir yaşam dizaynının ürünü.

13 Nisan 1978 ‘ de Katalanya’nın La Pobla De Segur şehrinde dünyaya gelen Carles Puyol Saforca da hayatının en büyük ideali Barcelona’da oynama olan ama asla hiçbir zaman profesyonel futbol takımında kendisine şans bulamayan ve kulübe olan sonsuz aşkından asla vazgeçmeyen bir babanın oğlu.Babası , Cruyff’un Barcelona’ya gelişinden sonra ilk olarak futbol sahalarında sona eren Franco diktatörlüğü , henüz sosyo-kültürel alanda devam ederken , yeni doğan oğluna Barcelona’yı kuran on bir sporcudan birinin adını vererek ona parlak bir gelecek belirliyor.Şimdilerin en iyi savunmacısı Puyol’a o zaman adını veren Carles Puyol da 29 Kasım 1899’da Joan Gamper’le beraber FC Barcelona’nın temellerini atan bir savunma oyuncusu.

Ama küçük Carles Puyol futbola doğduğu kasabanın takımı olan La Pobla de Segur’da kaleci olarak başlar.Henüz 15 yaşındayken omzundan geçirdiği sakatlıktan dolayı futbol hayatı başlamadan bitme noktasına gelmesine rağmen , o günlerde babasıyla arasında geçen bir diyalog hayatının kalanında yaşayacaklarının da özeti gibi ;

“ Oğlum , ben istiyorum diye değil , eğer sende çok istiyorsan her şeye rağmen Barcelona’da oynama hayalini gerçekleştirbilirsin.”

“ Evet , çok istiyorum ama doktorlar artık kaleye geçemeyeceğimi söylediler “

“ İyi de sen herhangi bir takımın kalesine geçmeyi mi yoksa nerede olursa olsun Barcelona’da oynamayımı istiyorsun?

“ Ben hangi mevkide olursa olsun Barcelona’da oynamak istiyorum “


Kaleci olmasın engelleyen omuz , hayat boyu iyileşmeyecek olmasına rağmen , Puyol ertesi gün antrenmana gider ve forvet oynamaya başlar.Antrenörleri Puyol’u zaman zaman orta sahada , kanatlarda ve savunmada görevlendirir.Tam da o günlerden birinde Barcelona oyuncu izleme komitesinden Joan Martinez Vilaseca geldiği maçta hem sağ kanatta hem de savunmanın ortasında futbol hayatının kalanında da yapacağı gibi her tekmeye kafa sokup döktürdüğünde Barcelona’ya seçilen ilk oyuncu oluyor.

Barcelona Akademisi La Masia’daki ilk antremanda antrenörler savunma oyuncularının bir adım öne çıkmasını istediğinde,ilk öne çıkan Puyol olur.Daha sonra orta saha oyuncularının öne çıkması istenir.Puyol yine en önde , antrenörün karşısına dikilir.Forvet oyuncularının öne çıkmasını istediğinde yine Puyol’u gören teknik direktörleri peki sen tam olarak nerede oynuyorsun diye sorduklarında Puyol hiç düşünmeden cevabını yapıştırır “ FC Barcelona’da “

1999’a kadar Barcelona B takımında , sahanın her yerinde aynı başarıyla forma giyerken,yaz sonunda Barcelona patronu Van Gaal , alt yapı hocalarına bir sağbek , bir stoper bir de ön liberoya ihtiyacı olduğunu söylediğinde antrenörleri hiç düşünmeden “ O zaman size Puyol’u verelim , bir taşla üç kuş vurursunuz “ dedi ve yirmi birinci yüzyılın en güzel Barcelona’sının tohumları Nou Camp’ın çimenlerine ekildi.İlk maçından itibaren Nou Camp’ın ve Van Gaal’in gözdesi olan Puyol,o sezon takımının direkt oyuncularından birisi olduğunda başta kendisi ve Van Gaal olmak üzere hiç kimse onun hangi mevkide oynadığını bilmiyordu.Uzun zaman savunmanın ortasında tek bir oyuncuya yer vererek Ajax’taki 3-1-3-3
Sistemini Barcelona’ya yerleştirmeye çalışan ,bu yüzden zaman zaman sert biçimde eleştirlen Van Gaal’ın imdadına Puyol yetişir : “ Guardiola gördüğüm en teknik Katalan oyuncuydu , Puyol teknik açıdan onun yanında en fazla bir İtalyan ya da Alman kadar teknikti ama Puyol futbolu savunma ve hücum olarak birbirinden kesin çizgilerle ayırmıyordu.O yüzden ilk on biri kurarken ilk olarak onun ve Luis Enrique’nin ismini yazıyordum.Çünkü sadece o ikisi savunmanın top rakip kaleciye geçtiği anda başlayıp , hücumun rakip takım kalemize yaklaştığında başladığını biliyordu.Şimdi dönüp bakıyorum da Guardiola’nın adını hatırlayan kalmamış , Puyol ise Barça ile eş anlamlı “

1999’daki El Classico ‘da Real Madrid karşısında sergilediği oyunla sadece Nou Camp tarafından değil tüm Katalanya ve İspanya futbol dünyası tarafından baş tacı edilen Puyol , 2000 Sidney Olimpiyatları’nda İspanya Milli Takımı ile gümüş madalya kazandı.Bunun üzerine başta Alex Ferguson ve Arsene Wenger olmak üzere tüm dünya çapındaki yetenek avcıları Puyol’u takımlarına transfer etmek istediler.Barça yönetimi Manchester United ‘ dan o zaman için tam elli milyon euro talep ettiğinde Ferguson küplere bindi.Bugün ise Puyol’un Barcelona ile 2010’ a kadar sözleşmesi var ve başka bir takıma gitmesi için tam yüz elli milyon euroluk bir tazminat bedeli talep ediliyor.

2001’de İspanya U-21 takımı ile Avrupa üçüncülüğü kazandığında da Barcelona geleceğini satmamaya inat etti.1999-2004 yılları arasında tarihinin en başarısız günlerini yaşayan Barça’da Rivaldo , Cocu , Figo gibi efsanevi yıldızlar bile satılsa da “ Türk yorumcuların altı üstü sağbek “ olarak tanımladığı Puyol , Barcelona ile eş anlamlı anlama geldi.Bu aynı zamanda gündelik başarılar yerine istikrarlı bir geleceği hedefleyen bir kulüpten , bir anonim şirketten çok daha fazlası olan futbol takımının geleceğinin temellerini atmasını sağladı.

Puyol , biz Türkler’in hayatına 2002 Dünya Kupası esnasında girdi.Efsanevi spikerimiz Orhan Ayhan’ın anlatmakta oluğu bütün İspanya maçlarını Puyol sayesinde bambaşka bir gözle izledik.İkinci turdaki İspanya – İrlanda maçı Orhan Ayhan’ın açıkça tuttuğu takımı açıklamasıyla başladı:” Sayın Ömer Üründül , ben İspanya’yı tutuyorum çünkü Puyol var , ya siz ?” Neyse ki Ömer Üründül futbolun en güzel hali olan dünya kupasını izlemek isteyenlerin yüreğine su serpti : “ Puyol henüz 24 yaşında olmasına rağmen İspanya takımının ruhu… Aslında boyu 1.78 ama hava toplarında iki metrelik bir çok stoperden daha başarılı.Sürekli ayağa pas yapan ,takım arkadaşlarının kademesine girerek hatalarını örten İspanya’nın dinamosu “. O maçta Puyol önce karşısında oynayan İrlanda’nın en büyük kanat silahı Damien Duff ‘ın diğer kanada çekilmesini sağladı , sonra da bocalayan Hierro yanına ortaya geldi ve 1.78’lik boyuyla gelmiş geçmiş en büyük hava topu silahlarından Niall Quinn ‘ e kafa tuttu.İspanya on kişi oynadığı uzatmalardan sonra maçı penaltılara taşıyıp turu geçtiğinde tüm İspanyollar Puyol’un etrafında kenetlendiler.Maçın bitiminde Orhan Ayhan’ın “ Yaşasın sayın Ömer Üründül , Puyol’u izlemeye devam edeveğiz “ derken çocuksu sevincine ayrı bir anlam yüklenmiş oldu.

Van Gaal’dan sonraki teknik direktörler içinde Puyol bir sağbek ya da stoperden çok daha fazlasını ifade etmeye devam etti. Rijkaard , Barça’nın başına geçtiğinde ilk olarak Puyol’a neyin eksik olduğunu sordu.Aldığı cevap bir daha ki sezondan itibaren oynanacak güzel futbolun parolasıydı : “ Hiçbir eksiğimiz yok , biz Barcelona’yız.Sadece Barcelona olduğumuzu yani dünyanın en güzel taraftarlarına dünyanın en güzel futbolunu sergilemek zorunda olduğumuzun bilincine varmamız yeterli “

2004 – 2005 sezonunda Barcelona uzun yıllardır özlediği La Liga Şampiyonluğu’ nu kazanırken 2005- 06 ‘ da La Liga ‘ da tekrar şampiyon oldular ve Şampiyonlar Ligi de de şampiyon olmayı başardılar.

Henüz 25 yaşındayken Barcelona kaptanı olmuştu.Oyuncular arasında yapılan oylamada Ronaldinho ‘yu bile geçmiş , hatta bizzat Ronaldinho’nun verdiği oy farkıyla kaptan olmuştu: “ Ben Ronaldinho olarak dünyanın en ünlü futbolcusu olabilirim.Ama biz Barcelona’yız ve birçok kişi için Barcelona Ronaldinho demek olsada bizim için Barcelona demek Puyol demek “

Barcelona taraftarıda Ronaldinho ile aynı fikirdeydi.Brezilyalı süper yeteneği bir futbol mucizesi olarak gören Barçalılar için futbolun sonsuzluğu Puyol’du.Kaleci Valdes’in yine akıl almaz bir hatasından sonra tam gol oldu diye herkes ayağa kalkmışken bir anda bütün vücudunu topun önüne atan ve topu çizgiden çevirdikten sonra kafasını direğe çarpan Puyol’un kanayan kafasını gördüler.Nou Camp’ta ki yüz bin kişi ayakta , ruhlarının ete kemiğe büründüğü kaptanlarını alkışlıyorlardı.Ama Puyol kalkar kalkmaz , Valdes’in yanına geldi ve onu alkışlamaya başladı , o anda Nou Camp’tan “ Valdes Valdes “ sesleri yükseldi.Valdes’in hemen Puyol’a açtığı top Barça hücumuna dönüştü, Puyol sıfıra inip ortasını yaptığında Eto’o Barça’nın golünü atmıştı bile.Puyol bu kez Eto’o ‘ nun yanına koştu, önce Puyol sonra da tüm Nou Camp Kamerunlu yıldızı alkışlıyordu.Puyol’un alkışlanmaya ihtiyacı yoktu çünkü o zaten Nou Camp’ın ta kendisiydi! Maç bittiğinde Puyol dizlerinin üstüne çökmüş tribünleri alkışlıyordu. Maçtan hemen sonra duşunu aldı ve galibiyet primini Sokak Köpekleri Koruma Derneğine bağışladı.” Barcelona bana hiç para ödemese de ben yine ölene kadar bu formayı giyerim.Bu takımda futbol oynamak insanın başına gelebilecek en güzel şey.
1 yorum:

Bu yazı, Ali Ece'ye aittir. Bir not olarak düşelim.

http://aliece.blogspot.com/2009/05/barcelonanin-ruhu-puyol.html



Sakarya Üniversitesi Öğrenci Topluluğu

Son Eklenenler

Son Yorumlar