GencSau Magazin & Fotoğraf Albümü
Sakarya Üniversitesi dergisi ve Albümü

Rıdvan Dilmen

17:51
15 Ağustos 1962’de, Aydın’ın Nazilli ilçesinde Mehmet Lütfü Bey ile Makbule Hanım’ın dördüncü ve son çocukları olarak dünyaya gelen Dilmen, spora atletizmle başladı, daha sonra futbola yöneldi. Küçük yaşına rağmen, mahalle takımlarının aranan ismiydi. Gazoz ve şekere karşılık, mahalle arası transfer bile olurdu. Mahalle maçlarında herkes kendine bir futbolcunun adını yakıştırırken, o Fenerbahçeli Cemil Turan’dı. Fenerbahçe’nin maçlarını izleyebilmek için,İzmir’e otostop yapardı. 12 yaşındayken, babası Mehmet Lütfü Bey’i kaybeden Rıdvan’ın, ağabeyi Ercüment, ailenin geçimine katkıda bulunmak için, Denizlispor’da bir süre futbol oynadı.
13 - 14 yaşlarında, mahalle arasında futbol oynarken keşfedilen Dilmen, Nazilli Sümerspor’da oynamaya başladı. O sezon takımı yenilgisiz şampiyon oldu. Daha sonra, Muğlaspor, Rıdvan’ı transfer etmek istedi ancak kulübü kabul etmedi. Sonunda, pazarlık reddedilmez noktaya geldi. 25 futbol topuna, Muğlaspor antrenörü Kemal Dirikan tarafından, tranferi gerçekleşti.
Rıdvan’ın oynadığı sezon, Muğlaspor, amatör ligden ikinci lige çıktı. Dirikan’ın "Şeytan gibi bir zekan var" sözü, Rıdvan’ın “şeytan” lakabının temeli oldu. Muğlaspor’da oynadığı futbolla büyük takımların dikkatini çekmeye başlayan 19 yaşındaki Dilmen, sezon sonunda birinci lig takımı Boluspor’a transfer oldu. Takım ilk maçını, Ali Sami Yen Stadı’nda, Fenerbahçe’yle, ikinci maçını da Galatasaray’la oynadı. Böylece Dilmen, rüyalarını süsleyen Fenerbahçe Takımı’yla ilk kez karşılaşmış oldu.
1-1 biten maçın ertesi günü, Dilmen’in adı, Ziya Şengül, İslam Çupi gibi önemli yazarların köşelerinde geçiyordu. "Türkiye’de bir yıldız doğuyor. Gelecek hafta Boluspor - Galatasaray maçında Rıdvan’ı mutlaka izleyin!"
Boluspor’un, 2-1 kaybettiği maçta, takımının tek golünü kaydeden Rıdvan, aynı akşam açıklanan milli takım kadrosunda yerini aldı.
İki yıl Boluspor’da oynayan ve sonra Sarıyer’e transfer olan Dilmen, dört yıl da Sarıyer forması giydi. 1987 - 1988 sezonu, Rıdvan’ın hayalleri gerçek oldu. Fenerbahçe’ye sansasyonlu bir şekilde transfer olan futbolcu, önce Galatasaray yöneticisi Ergun Gürsoy’a söz vermesine rağmen, Fenerbahçe’de oynamaya başladı.
1988 - 1989 sezonunda, kariyerinin zirvesine çıkan Dilmen’in takımı Fenerbahçe, 103 gol atarak şampiyon oldu. Aykut, Oğuz, Hakan, Schumacher gibi oyuncuların bulunduğu takımda, Dilmen, 19 gol atıp, 38 gol attırarak, şampiyonluktaki en büyük rolü oynadı.
1989 - 1990, Rıdvan şanssız bir sezon geçirdi. Trabzonspor’un Yugoslav oyuncusu Yesiç’in tekmesiyle sağ ayağı sakatlanan Rıdvan’ın, futbol hayatı dalgalanmaya başladı. Dört kez dizinden ameliyat olan Dilmen’e doktorlar, "Altı ay oynama" dediyse de, biraz kendi aceleciliğinden, biraz da etraftakilerin baskısıyla, Dilmen, üç ay sonra sahalara döndü.
1991’de, Galatasaray maçında sol omzu kırılan Rıdvan’ın yine altı ay sahalardan uzak durması gerekirken, uyarılara kulak asmayan Rıdvan, İzlanda – Türkiye milli maçına çıktı. 90. dakikada omzu aynı yerden bir kez daha kırılan Rıdvan’ın, bir başka maçta da ayak bileği kırıldı. Eskiye dönmek için çaba harcayan Rıdvan’ın şevki, tekrarlayan sakatlıklar ve nükseden ağrılar yüzünden kırıldı. Taktik zekası ve oyun kabiliyetiyle göz dolduran Rıdvan, yılda 7-8 maça çıkabilen, istikrarsız bir sporcuya dönüştü.
1994’de, Ali Şen’in başkanlık yaptığı Fenerbahçe’yle, Rıdvan, karşılıklı olarak yollarını ayırdı.
Maç takviminin uyuşmaması yüzünden, jübilesi üç kez ertelenen Rıdvan,31 Ocak 1996’da, -7 derecelik dondurucu bir soğukta jübilesini yaptı. Soğuk yüzünden, sadece 1982 seyircinin bulunduğu maçta Şeytan, sevenlerini golsüz bırakmadı. Jübilesinde gol atan ender futbolculardan biri olarak sahadan ayrılan Rıdvan Dilmen, futbol kariyerini, 32’si Fenerbahçe’de olmak üzere, toplam 62 golle tamamladı.
24 kez A Milli forması giyen Rıdvan, bu formayla da, 5 gole imzasını attı.
Futbol hayatına teknik direktörlükle yeni bir sayfa açan Rıdvan, Vanspor, Konya, Altay, Karşıyaka, Adana ve Fenerbahçe’de teknik direktörlük yaptı.
1999’da Fenerbahçe’de, beş hafta teknik direktörlük yapan Rıdvan, takım ligde yenilgisiz oynarken, hakkında çıkan yıpratıcı haberler yüzünden, takımdan ayrıldı.
Bu arada eşinden boşanan Dilmen,19 Mayıs 1999’da, Eczacı Ayşe Hanım’la, ikinci evliğini yaptı. 2000’de, kızı Eda dünyaya gelen Rıdvan’ın, Sarıyer’de futbol oynarken evlendiği ilk eşinden de, Erdi adında bir oğlu bulunmaktadır.
Futbol kariyeri boyunca, hiç kırmızı kart görmeyen, sadece üç sarı kartla futbol hayatını noktalayan Rıdvan Dilmen, teknik direktörlük macerasından sonra, şimdi, çeşitli yayın ve basın organlarında, futbol yorumculuğu yapmaktadır.
Halen, haftanın üç günü halı ya da çim sahada maç yapan Rıdvan’ın, oğlu Erdi ve ünlü golcü Tanju’nun oğlu Anıl, aynı takımdadır.
Read On 0 yorum

Çocuk Olmak | Yorum

17:50
Sorumluluk sahibi olmak cidden zordur. İnsanlar sürekli günlük hayatın rutin işlerinden sıkıldığında dillendirdiği “Ah keşke çocuk olsaydım” yakınmasını işitiriz. Evet çocuk olmak sorumluluklardan kurtulmak açısından çok güzeldir. Fakat ebeveynlerin çocukları üzerindeki sorumluluklarını ve görevlerini yerine getiremediği zaman bu durum genelde o çocuk için ileride işkenceye dönüşür.

Dünyanın çeşitli yerlerinde çocuk olmak duygusu çok farklıdır.

Örneğin: İyi ve zengin bir ailenin çocuğu olmak için ileride de fazla bir sorumluluk sahibi olması gerekmez. Hayatını nasıl devam ettireceği gelecekte nasıl bir iş sorunu olacağına dair çekincesi yoktur. Ailelerinin ona hazırladığı imkanlar ve olanaklar çerçevesinde zengin çocuk bakıcılarıyla büyür. Anne ve Baba şefkatinden uzak, 15 yaşına gelince altına arabası olan, her gün bir sevgili değiştiren veya çok düzenli ve planlı yaşayıp ilerde büyük görevlerde bir şahsiyet olabilir.

Yalnız iş hep böyle gitmez. Bu yukarı da çizdiğimiz tablo pembe bir tablo idi.

Filistin, Irak veya Dünya’da Amerika veya emperyalist güçlerce demokrasi götürme düzmecesi altında vatanları işgal edilmiş; ezilmiş çocuklar da bu tablonun bir parçasıdır. Kimse bu kısmı düşünmez aslında; “Ah keşke çocuk olsaydım” derken.

Filistin veya Irak’ta çocuk olmak… Her gün yatarken bir gün sonra hayatta kalacağını bilmeden yaşamak. Ölümün ne zaman geleceği belli olmaz, fakat bir caninin demokrasi bombası ile ölmek pek iç açıcı bir çocukluk değildir. Anneleri veya Babaları İsrail tarafından esir kamplarında olan, tankın altında ölen babasının hiç yanında olmayacağını bilerek çocuk olmak nasıl bir duygudur? Veya oyun arkadaşı bir demokrasi kurşununa isabet ederek ölen arkadaşının öcünü almak için gözü kapalı, yani (aklı) gözü kararmışçasına tanka taş atarak Dünya’ya isyan eden küçük Filistinli gençleri görünce diyorum ki acaba çok mu açgözlüyüz? Şükretmeyi bilmiyor muyuz?

Dünya’nın sömürülen kısmı Afrika’da çocuk olmak nasıl bir duygudur. Yatağa aç girmek. Bir sonraki gün acaba yemek bulabilecek miyiz diye düşünmek nasıl bir duygudur? Aklıma bir fotoğrafçının çektiği Afrikalı çocuğun Kızılhaç’ın kampına giderken artık dayanamayıp yere yığıldığını ve akbabanın akşam yemeği olan çocuk geliyor.

Amerika veya diğer ülkelerde babasının faizlerinden gelen parasıyla akşam yemeğinde mide fesadı geçirene kadar yiyen bir başka çocuk olmak…

‘’Dünya adil değil be’’ diyesi geliyor insanın içinden…

Bunları düşündüğümde cidden sorumluluklara katlanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Read On 0 yorum

Dünyayı Değiştiren Buluşlar

17:49
Değerli GencSau üyeleri;

Dergimizin bu sayısında, ilk defa benim de katkım olması gerçekten gurur verici… Co-Adminimiz Cihan bana dergi için bir şeyler hazırlayıp hazırlayamayacağımı sorduğunda hiç düşünmeden kabul ettim. Çünkü bu daha önce de aklımdan geçen ama bir türlü üretim aşamasına geçiremediğim bir işti. Bana mesleğim ile ilgili yazı yazabileceğim gibi bir fikirde bulundu ama daha objektif ve gerçekten siz okuyucularımıza bir şeyler katacağını düşündüğüm Genel Kültür konusunu seçtim…

Her bilimin konusunu ilgilendiren kitaplar bulabiliriz belki; Tıp, Hukuk, Fenni Bilimler ya da Sosyal Bilimler… gibi. Ancak Genel Kültür bu konuların dışında apayrı bir boyut. Kimilerine göre ukalalık yapmak için güzel bir malzeme, kimileri için bağımlılık derecesine varan vazgeçilemez bir hobi denilebilir. Nitekim 8-9 yıldır elimden geldiğince “Gereksiz Bilgiler” olarak da adlandırılabilecek olan bu bilgileri öğrenmek bende hastalık derecesine varan bir tutku oldu. Ders kitaplarımdan çok ansiklopedileri okuduğumun kanıtı eskiyen ansiklopedilerim ye yepyeni duran ders kitaplarımdır belki de.

Bu ay yayınlanan dergimizde merak ettiğiniz önemli konu ve olayların “ilk” kez nerede gerçekleştiğini, neyin nerede, nasıl olduğunu birkaç başlık altında özetlemeye çalışarak beğenilerinize sundum.




Dünyayı Değiştiren Buluşlar - 1




İLK BOMBA

Havadan atılan ilk bombalar, 1849 yılında Avusturya ordusu tarafından, o dönemde Avusturya imparatorluğuna bağlı olan Venedik’te, ayrılıkçı bir isyanın baş göstermesi üzerine kullanıldı. Balonlarla kent üzerine gelen Avusturyalılar, bombalarını isyancı birliklerin üzerine fırlattılar. Bu saldırı, ayrılıkçıların cesaretini büyük ölçüde kırdı. 1912 yılında, İtalyanlar, Trablusgarp’taki Türk-İtalyan savaşı sırasında, nitrogliserinlerden ürettikleri bombaları kullanarak, ilk kez uçakla bombardıman yaptılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında, bombaların gelişimi sürdü. Ama asıl büyük gelişme, İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlandı. Çünkü havadan yapılan bombardımanın önemi, açıkça ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine bombalar, boyut olarak büyüdü ve özel amaçlı olarak çeşitli türlere ayrılarak, çeşitli biçimler aldı. Bunlar gemilere, uçaklara ya da karada belirli yerlere yerleştirildiler ve saldırı veya savunma amacıyla kullanıldılar.













İLK SİGARA

Ticari amaçla ilk sigara 1843 yılında Fransa’da üretildi. İlk üretilen 20.000 sigara o zamanın kraliçesi tarafından bir kermeste satıldı. Üretim elle yapıldığı için verin son derece düşüktü.
Markalı ilk sigara ise İngiltere’de 1859 yılında “Tatlı Üçler” adıyla üretilmiştir. Firmanın sahibi olan Robert Peacock Gloag, 1854-1856 yılları arasındaki Kırım harbi sırasında, Ruslara karşı Türklerle omuz omuza savaşmıştı. Savaş esnasında, silah arkadaşı Türklerden sigara sarmasını öğrenmiş ve ülkesine döndüğü sırada sigara üretimine geçmeye karar vermiştir. Gloag’ın Pazar bulmak gibi bir sıkıntısı da yoktu. Zira kendisi gibi pek çok İngiliz, tıpkı kendisi gibi ya Kırım savaşı sırasında ya da esir düştükleri Rus zindanlarından sigarayı öğrenmişler ve tiryakisi olmuşlardı.
{ Anlayacağınız, bu bela da Türklerin başının altından çıkmış yani :) }









İLK BİLGİSAYAR

Programlanabilen ilk kullanılabilir bilgisayar, İsveç’in Stockholm kentinden George Scheutz tarafından yapıldı ve 1855 Paris Panayırında sergilendi. Scheutz’un “hesap makinesi” dört işlemi çözebiliyor ve sekiz basamağa kadar hatasız sonuç verebiliyordu. Bu ilk bilgisayar New York’taki Albany Rasathanesi tarafından satın alındı ve astronomi çizelgelerinin hesaplanmasında kullanıldı.























İLK FOTOĞRAF

Günümüzde, birçok alanda sayısız biçimde kullanılan fotoğrafların ilki, 1827 yılında Fransa’da Joseph Nicephore Niepce tarafından çekildi. Niepce, fotoğraf makinesini de kendisi yapmıştı. Kurşun ve kalay karışımından bir tabakanın üzerini asfaltla kapladı ve makinesine taktı. Makineyi, çalıştırma odasının penceresinden dışarıya doğru ayarladı ve “objektifini” açtı. Sekiz saatlik bir pozlamadan sonra, tabakanın üzerindeki asfalt kaplamanın ışık alan kısımları sertleşerek beyazlaştı. Böylece, Niepce’nin çalışma odasının penceresinden görülen binaların görüntüsü, tabakanın üzerine yansıdı.




1827 yılında Fransız Joseph Nicephore Niepce, aşağıda görülen ve kendisi tarafından yapılan fotoğraf makinesi ile bugün elimizde bulunan en eski fotoğrafı çekti. Bu fotoğrafta, Niepce’nin çalışma odasının penceresinden görülen binalar yer alıyordu.









İLK MOTOSİKLETLİ POLİS DEVRİYESİ

New York Polisi tarafından 1905 yılında üç araçla başlatıldı. Çok büyük yararları görülünce, Emniyet Müdürlüğü’nün 1906 yılı bütçesine 20 yeni aracın alınması için ödenek kondu. Los Angeles kentinde de 1911 yılında altı kişilik motosikletli polis birliği kuruldu.




GÖREV BAŞINDA ÖLDÜRÜLEN İLK POLİS

Londra’da metropoliten yörenin polislerinden William Grantham, 29 Haziran 1830 gecesi Somers Town’da devriye gezerken, iki sarhoş İrlandalının bir kadını dövdüklerini gördü. Kadını kurtarmak için aralarına girdiğinde, birden kendisini yerde buldu. Kadın da dahil, üçü birden polis memurunu ölünceye kadar tekmelediler. Grantham’ın ölmeden önce son gördüğü şey, kurtarmak istediği kadının beynine doğru yaklaşan çizmesi oldu…




İLK NÜKLEER BOMBA

İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda, birçok ülkedeki bilginler, nükleer enerjinin akılalmaz gücünün bir bombaya dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğine ilişkin araştırmalarını sürdürüyorlardı. İngiltere’ye sığınan iki Alman bilim adamı Profesör Rudolph Peierls ve Dr. Otto Frisch, 1940 baharında, Birmingham Üniversitesi’nde ilk gelişmeyi sağladılar. İngiliz Hükümeti tarafından Nisan 1940’da kurulan özel komite, 1941 yılının Haziran ayında, iki buçuk yıl içinde, ilk atom bombasının yapılabileceğini duyurdu. Başbakan Winston Churchill, çalışmaların devam ettirilmesini istedi. Ancak, İngiltere, yoğun şekilde bombardıman tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğundan, adada küçük bir tesis kurulacak, asıl büyük üretim ise, Kanada’da yapılacaktı.
Bu yolda bir çalışma da ABD’de sürdürülüyordu. ABD’nin 1941 yılında savaşa girmesi üzerine, iki ülke, atom bombasına ilişkin projelerin ortak yürütülmesini kararlaştırdı. İngiliz bilim adamları Amerikalıların “Manhattan Projesi”nde görev aldılar ve çalışmalar ABD’de yürütülmeye başlandı.
İlk atomik patlama, 16 Temmuz 1945’te New Mexico çöllerinde gerçekleştirildi. Japonların yavaş yavaş barış görüşmelerine yanaşmaya başlamalarına rağmen, ABD Başkanı Truman, İngiliz Başbakanı Churchill’in de onayı ile, Japonya’nın kayıtsız koşulsuz teslimini çabuklaştırmak amacıyla iki atom bombası kullanılmasına karar verdi. Tokyo, böyle bir bombanın kullanılacağına dair önceden uyarılmadı. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima, nükleer saldırının ilk kurbanı oldu. 20.000 ton TNT (dinamit) tahrip gücüne eşit olan bomba, yerden 600 metre yükseklikte patladı ve 80.000 kişinin derhal ölmesine, 70.000 kişinin de sakat kalmasına yol açtı. Kentteki binaların %70’i de tamamen yok olmuş ya da kullanılamaz hale gelmişti.
9 Ağustos’ta ikinci bomba Nagasaki’ye atıldı. Bu kentte de 40.000 kişi öldü. 25.000 kişi yaralandı ve sakat kaldı. 10 Ağustos’ta Japonlar, “hiçbir koşul” öne sürmeden teslim oldular. Ancak şurası çok kesin olarak bilinmektedir ki Amerikalılar atom bombasını kullanmasalar bile, Japonlar teslim olmak üzereydi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Sovyetler Birliği ile Batı arasındaki soğuk savaştan yararlanan ABD bir süre, nükleer silahları tekelinde tutmanın zevkini yaşadı. Ancak 1949 yılında Moskova ilk atom denemesini yaptı. Onu, üç yıl sonra İngiltere izledi.




Nagasaki’ye atılan atom bombası, kentin bir harabeye dönmesine yol açtı. Fotoğrafta görülenağaca dayalı çit, bulunduğu yerden, bombanın etkisiyle yaklaşık 1 kilometre öteye fırlamıştı.
Read On 0 yorum

GencSau'ye Sorduk Amerika denilince aklınıza gelen nedir?

17:48
‘’Amerika’’ denilince aklınıza gelenler nelerdir?




İnsanların hayallerini süsleyen bir ülke olup, bu standartlara ulaşırken dünyayı sömüren, her sene Dünya'ya İnsan hakları ihlalleri yayınlayıp, en büyük insan hakları ihlallerini kendi yapan devletin ta kendisidir.
Ladin abi aklıma geliyor nasıl yıktı ama ikiz kuleleri :D
(wolly)




Amerika denilince aklıma her türlü pisliğin ana kaynağı olan ve de başında bizde çalılık manasına gelen Bush’un bulunduğu bir ülke gelir. Tarih boyunca bir takım soykırımların yanı sıra dünyanın en büyük katliamlarını yapan bu ülke maalesef ki bizi de parmağında oynatmaktadır. Aslında bunda bizimde payımız büyük ya, neyse.
Osmanlı’nın yönetim yapısı ile aynı yapıya sahip bu ülke umarım yakında çöker.
(Anksiyete)




Özgürlük, Kapitalizm, Hollywood
(Lithium)



Kendini dünyanın hakimi gören bir ülke... Gelişmiş, fakat gelişmesiyle benliğini yitirmiş bence...Oyunların döndüğü çıkar peşinde dolanan insanların bulunduğu bir yer... Çoğu insanın yurt dışına açılma planındaki ülkelerin başında geliyor. Güçlü, fakat gücünün çoğunu insanlara zarar için harcayan, yani kendi emelleri uğruna gözlerini kan bürüyen, insanlığını unutan bir milletin ülkesi…
(tusem)




Durmadan forward edilip duran Amerikan ürünlerini kullanmayın maili geliyor :D
(sevval)





ABD, 50 eyaletten oluşan bir cumhuriyettir. Nüfusu en yüksek 3. ülkedir. Mısır, pamuk, tütün mamulleri ve turunçgiller üretiminde dünya lideridir...
Bundan da ziyade kendi yorumlarımı yapmam gerekirse eğer; kaynakları kendi kendine yetmesine rağmen hiçbir ülke onun yanında boy göstermesin diye kan emicilik yaparak dünyanın canını yemektedir. Sözde dünyanın jandarmasıdır. Özgürlüğüne özgürlük katmak adına gelişmeye çalışan devletleri sömürerek onların önünü keser...
(Shambala34)





aklıma ilk Rafet El Roman’ın ‘’Amerika’’ ve Madonna’nın ‘’American Life’’ şarkıları geldi. :D
Bir de dünyaya yayılan tüm kötülüklerin, kötü düşüncelerin sapıklıkların merkezi olduğunu düşündüm birden.
Fast food’dan obez olanlar geldi :D
(aylinizm)





Ortalama 184 ülke bulunan günümüz dünyasında her ülkedeki öğrenci potansiyeli düşünülürse Amerika’yı bu gruptan çıkarırsak acaba neden her öğrencinin içinde bir Amerika sevdası vardır diye düşünüyor insan.

Üniversiteye adım atmamızla beraber içimizdeki bu Amerika’ya gidip görme hayali daha da depreşerek artık ‘ABD’ye gitmeliyim’ durumuna dönüşmüştür. Ben de kendimce nedenlerimle bu Amerika sevdamı birkaç satırla anlatmaya çalışacağım.

Üniversite gençliğimizin büyük kısmı benim gibi yabancı dilini geliştirebilmek için Amerika’da en azından bir yazını geçirmeyi düşünmektedir. Günümüz dünyası ve Türkiye’si için zorunluluk olmuştur artık bu İngilizce olayı. Biz de en uygun şartların Amerika’da olduğunu düşünerek planlarımızı bu yönde yapmaktayız.

Amerika denilince aklımıza öncelikle para gelmektedir. Paranın getirisi olarak rahat harcama darboğaz derdi olmaması ve en önemlisi özgürlük dikkatimizi çekmektedir. Öyle bir özgürlük ki 35 yaşındaki uzun saçlı babayı tamamlayan 6 yaşındaki küpeli erkek çocuğu örneği bizleri özgürlük konusunda şaşırtıyor.

Amerika demek devletin piyasadan çekilmesi demektir. Türkiye’de %60’lardan son özelleştirmelerle %55 e gelen devletin ekonomideki payı ABD’de %40’lardadır. Kısaca devlet ‘’alın arkadaş siz halledin işinizi yalnız tepenizdeki beni unutmayın’’ havasında gayet yerinde ekonomik serbestliğin tadını çıkarttırmaktadır vatandaşlarına.

ABD turizm demektir. Kışın 10 milyon olan New York’un yazın 30 milyon olması demektir. Turist sayısını ve ekonomiye katkısını bir düşünsenize.

Amerika güzel kız demektir. Turist olur da güzel kız olmaz mı?

Limitsiz harcama demektir. Bunu biraz açalım. 1.5 milyar nüfuslu Çin’de ülke olarak harcanan para 1 trilyon dolar civarında iken, 250 milyonluk ABD’de bu harcama 9 trilyon dolar civarındadır. Aradaki 45 katlık harcama farkını siz hesap edin. Tüketim çılgınlığının dudak uçuklatacak derecede olduğunun farkına rahatça varılabilmektedir.

72 milletten toplama kampı demektir. Work and Travel adı altında insan gücünün sömürülmesi demektir.

Asgari ücretin 1250 dolar olması demektir.

Benzinin litresini 1 lira olması demektir. Bu durum gönül rahatlığıyla istediğin arabayla istediğin yeri gezebilme avantajı da demektir. Düşünsenize bir Mustang’le iki gününüzü geçirebildiğinizi. Hayali bile hoş olsa gerek.

Sanırım ben biraz ekonomik baktım olaya. Kendi düşünceme göre bizim çocukluktan beri gözümüze sokula sokula gösterilen ABD özentiliği, basın yayın kuruluşlarının ABD’yi bu kadar beynimizin bir köşesine işlemesi durumu bizleri Amerika özentisi yapmıştır.

Velhasılıkelam ABD gidip görülüp gezilmesi gereken nadide ülkelerin başında gelmektir. Her arkadaşımızın gitmesini temenni ederim
(musi)
Read On 0 yorum

Mayıs ayı Kitap

17:47
Ters söz

Belki de hayat başkalarını anlamaya çalışırsak , kendimize saygıyı ve en önemlisi başkalarına saygıyı unutmazsak daha güzel olur.. Başlangıçta bunları yazmamın nedeni artık yaşamanın zorlaştığı , herkesin bir arayış içinde olduğu ,çok kaba tabirle herkesin kafasına göre takıldığı bu dünyada belki biraz insancıl yaşam sağlayıp , şu dünyayı biraz düzene sokmak.



Biraz da böyle yaşayalım hayatımızı .Acıyı düşünmeden olmuyor ..Az düşünüp kendimizi çok üzmeyerek ,siyasete politikaya fazla karışmadan ; Çünkü sorunlar da hiç bitmiyor.. Hayatın eğlenceli yönlerini bulup yaşamalıyız. İnanın bu şekilde bu yorucu tempodan biraz kurtulabiliriz.. Bu arada tavsiye kitaplarla bu alakasız önsöz için kendime teşekkür :D :D





-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Şimdi kitap tavsiyelere geçmek istiyorum .

Edebiyat Severlere :
Kitab-ı Aşk / İskender Pala / Alfa yayınları



Leyla , Şirin , Zeliha ,Aslı , Azra , Nicole veya Juliet ..Her biri dillere destan aşkların kahramanları ve her zaman uzak olan sevgililer .. tarihimizin inceliklerini daha iyi öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyun ( :




-----------------------------------------------------------------------------------







Polisiye / Macera severler :
Kızıl Nehirler / Jean Christophe Grange – Doğan Kitap





Çok gerçekçi şiddet sahneleriyle iki sıradışı insanın çevresinde gelişen olaylar: biri enerji dolu, tecrübeli bir polis, diğeri sokaklardan gelme mağripli bir çaylak..

Her sayfada kendinizi kaybedeceğinizi ve merakla okuyacağınızı umduğum kitaplardan biri . . Kitabı okuduğunuzda şimdiden sözlerinizi tahmin etmeye çalışıyorum “yahu adam yazmış yaaa” “süper macera” ( : iyi okumalar . . .





--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Polisiye / Macera severler :
Ölüm Kadar Basit / Peter James / Doğan Kitap



Kitap arkası:

Her şey bir şakayla başladı..
Körkütük sarhoş bir adam dört arkadaşı tarafından canlı canlı bir tabuta konularak bir mezara bırakıldı..
Tabutta hava alması için bir delik ve iletişim sağlaması için bir telsiz vardı.
Bir süre sonra da gelip arkadaşlarını alacaklardı.
Ama hesapta olmayan bir trafik kazasında hepsi öldü.
Telsiz kayboldu..
Adamın o tabutta olduğunu onlardan başka bilen yoktu..
Polisin elinde dört ceset vardı ve tabuttaki adam artık ardında hiçbir kanıt bırakmadan ortadan kaybolan bir şüpheliydi.. Meraklı gözlerle kitabı okumaya karar verdiğinizi hissediyorum. Ancak kötü bir haberim var. Kitabın baskısı yok :D



Biraz beklemeniz gerekecek …Ama değecek.



----------------------------------------------------------

Tüğm bunların yanında bütün güzellikler sizlerle olsun…





Hazırlayan : Rapcikiz



Her ay aynı yerde gencsaumagazin ‘de



Mayıs 2008
Read On 0 yorum

Röportaj | Lithium | Ersin Yurtbaşı

17:44
Yapılan bir ankette en çok sevilen isimlerin başlarında gelen Lithium, bu ayki röportaj köşesi konuğumuz. Arkanıza yaslanarak, şok suçlamaların, aşkların olduğu bu ilginç röportajı okumanın tadını çıkarın..
Bu röportaj sessiz, tenha bir yerde yapılmıştır. (+18)
SORU 1-KENDİNDEN KISACA BAHSEDER MİSİN? KİMDİR LİTHİUM?
1987 Adana doğumluyum. İlk ve ortaöğretimimi İstanbul’da tamamladım. Aslen Amasyalıyım. Sakarya üniversitesi iibf kamu yönetimi 4. sınıfta okumaktayım. Şu an Sakarya’da oturuyoruz ve bana “nerelisin” sorusunun sorulmasını hiç sevmiyorum. Lütfen sormayın :)
SORU 2-GENCSAU MACERAN NASIL BAŞLADI?
Yaklaşık 1,5 yıl önce sınıftan bir kız arkadaşımın tavsiyesi ile üye olmuştum.Site ilk başlarda çok karışık gelmişti. Yaklaşık 3 ay siteye pek girmedim, girdiysem de fazla bir şey yazmadım, izleyici konumundaydım. Daha sonra sitedeki muhabbetler samimi geldi. O gün bugündür aktif olarak giriyorum. En çok çevrimiçi olanlar sıralamasında da 3. sırada olmam lazım..
SORU 3 - GENCSAU SENİN İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Sıkıldığımdan ve yapacak bir şeyler bulamadığımdan giriyordum siteye, daha sonra konular açmaya başladım, konuları okudum, o konulardan bir şeyler kazandım, kimi yorumlar ve muhabbetler açısından hoş bir site..
SORU 4 – GENCSAUYE GİRDİĞİNDE İLK OLARAK HANGİ BÖLÜME BAKIYORSUN?
Size gelen cevaplar diye bir yer var ilk olarak kim ne yazmış diye ona bakıyorum, daha sonra sorumlusu olduğum müzik bölümüne bakıyorum. Güncel haberler ve forum oyunları da sevdiğim dikkatimi çeken diğer bölümler…
SORU 5- GENCSAU’DE YAŞADIĞIN İLGİNÇ BİR ANIN VAR MI?
Soğuk bir yılbaşı gecesiydi, Gencsau’den bazı üyelerle yılbaşına beraber girmek için çark caddesinde toplanmıştık. Hava yaklaşık -10 dereceydi. Ve o soğukta sırf Gencsau üyeleriyle yılbaşına beraber girelim diye 23,40’tan 00.00‘a kadar ayakta soğukta beklemiştik. Bu benim için ilginç ve güzel bir anı olarak hafızamda kaldı.

SORU 6-SİTEYE İLK ÜYE OLDUĞUNDA KULLANICI ADIN ERSİN_EVANESCENCE İDİ, O KULLANICI ADINI NEDEN DEĞİŞTİRDİN VE NEDEN ŞU ANDA LİTHİUM?
Lisedeyken Eva grubunu çok seviyordum, sürekli onları dinliyordum, üni’ye gelince de dinlemeye devam etmiştim ve hayrandım o gruba, onun için o grubun adı ile kendi adımı birleştirip böyle bir kullanıcı adı almaya karar vermiştim. Ama her defasında uzun uzun bu adı yazmak zor geliyordu ve çokta uzun bir kullanıcı adı olduğundan değiştireyim dedim. Eva grubu albüm çıkartmıştı ve o albümdeki Lithium şarkısını çok beğenmiştim. Kulağa da hoş gelen bir isim olduğu için kullanıcı adımı Lithium olarak değiştirdim.
SORU 7-EVANESCENCE’E OLAN İLGİN BİLİNİYOR, BİR GÜN SEVGİLİN SİNEMAYA GİTMEYİ ÇOK İSTEDİ VE ÇOK İSTEDİĞİ BİR FİLM VARDI KIRILMAK İSTEMİYORDU AMA O GÜN EVA KONSERİ OLSA VE BİLET ALABİLECEK OLSAN KONSERE Mİ YOKSA SİNEMAYA MI GİDERDİN?
Hımm..
Sinemaya her zaman gidebilirim, ama eva konserine kaç kere gidebilirim ki? Eva konserine giderdim, sevgilimi bu konuda kıracağım sanırım :(
SORU 8-ŞEBNEM FERAH MI EVA MI?
Eva’nın hiçbir konserine gidemedim. Gider miyim bilmiyorum da… Ama Şebnem Ferah’ın konserine gittim, Şebnem Ferah daha çok dinliyorum her ne kadar ikisi arasında çok seçim yapamasam da yine de Şebnem Ferah derim..
SORU 9- HOBİLERİN,FOBİLERİN NELERDİR?
Hobilerim müzik dinlemek, sinema ve cnbc-e, tnt gibi kanalları seyretmek.
Fobi olarak ise arılar diyebilirim, hiç arı sokmadığından olabilir :)
SORU 10-HAYATTAKİ HEDEFİN VE İDEALLERİN NELER? BÜYÜYÜNCE NE OLACAKSIN?
İlk hedefim şu üniversiteyi bitirip mezun olmak. Daha sonra kendi mesleğimi yapmazsam eğer baba mesleği olan polisliği seçebilirim diye düşünüyorum. Bankacılıkta cazip geliyor, banka ortamını seviyorum.
Ayrıca güzel kızlara kredi kartı başvurusu yapabilmeyi de çok isterdim ahh ahh :)
İleride evlenip bir kız bir de erkek çocuğumun olmasını, bahçeli evimde mangal yapıp çocuklarımı da lunaparka götürmeyi istiyorum :)
iskoçya: Bu adamdan aile babası olur :)
SORU 11-ŞU ANDA RÖPORTAJI BIRAKIP CEP TELEFONUNLA MSJ YAZDIĞINI GÖRÜYORUM, BU BİR SAYGISIZLIK, BANA KİME MSJ YAZDIĞINI SÖYLER MİSİN?
Gencsau’den bir kıza mesaj yazıyorum.
İskoçya: Bu soruyu sorduğumda Ersin’in kızardığını gördüm. Sanki biraz heyecanlandı da, artık buradan bir şey çıkarabiliriz :)
SORU 12-MÜZİĞE OLAN İLGİN NASIL BAŞLADI? HERHANGİ BİR ENSTRÜMAN ÇALIYOR MUSUN?
Gençliğimde Kral tv vardı hala da var, onu çok sık seyrediyordum, okuldayken eve geldiğimde ilk olarak orayı açardım, Vj Bülent’in meşhur olduğu zamanlar :) Daha sonra walkman, i-pod derken iyice müziğin içine girdim. Müzik dinleyince dinlendiğimi huzur bulduğumu düşünüyorum. O anki ruh halimle dinlediğim müzikler doğru orantılı oluyor genelde. Genelde rock dinlerim, kaliteli pop müzik yapanları da çok beğeniyorum. Arabesk dinlemem, az da olsa türkü dinlerim.
Enstrüman olarak 6 ay gitar çaldım, derslerden ve diğer bazı yoğunluklardan dolayı şu anda gitarımı pek çalamıyorum. Şimdilik odamın duvarını süslüyor..
SORU 13-SEVGİLİN BİR GİTAR OLSA VE ONUNLA ROMANTİK BİRŞEY ÇALMAN İSTENSE NE ÇALARDIN?
Nilüfer –Taa uzak yollardan
Ortak bir şarkımız varsa onu da çalmak isterim.
SORU 14-HAYATININ ŞARKISI NEDİR? HANGİ ŞARKI SENİ ANLATIYOR?
Şebnem Ferah – Saatim Çalmadan
Belki kimilerine ters gelecek ama öldükten sonra mezarımın başında bu şarkının çalınmasını çok isterim. Hatta cenaze taşınırken bile diyeceğim ama :) Bunu vasiyetim olarak yazmayı bile düşünüyorum..

SORU 15- HAYATINDA HİÇ ÇILGINLIK YAPTIN MI?
Üniversitedeki ilk yılımda gecenin 1’inde yurttan kaçıp Çark Caddesin’de tatlı yemeye gitmiştik. Canımız çok tatlı çekmişti, mavi durağın oralarda bir yurtta kalıyordum ve gecenin bir vakti otostop çekerek çarşıya indik ve bir tatlıcı bulup sonunda muradımıza ermiştik. O gün sabahın 6’sında yurda geri dönmüştüm ve saat 9’da da quiz’im vardı. Uyuyakaldığımdan o quiz’e girememiştim..
SORU 16-GENCSAU’DE HOŞUNA GİTMEYEN, SİNİRLENDİREN OLAYLAR OLDU MU ?
Oldu tabiî ki, kimi arkadaşlar ikinci üyeliğinden siteye girerek ilk üyeliklerinde söyleyemedikleri şeyleri ikinci üyeliklerinde söylediler. Bu yüzden bir çok kişiyi de kırmışlardır.
Siteden ayrılma olayları da beni çok üzmüştü.Bu ayrılma olaylarında “ensargenc” adlı üyenin büyük bir rolü vardır.
Yine sitede bazı kişilerin aralarında anlaşarak toplu (+) ve (–) vermeleri,
Bir de kimi üyelerin kendini çok beğenmesi beni gıcık ediyor,
Kimi yöneticiler ise yetkilerine güvenerek sitede her şeyi yapacaklarını sanıyorlar. Açıkçası kendilerini bir şey sananlar var onlara da gıcık oluyorum.
Ve en önemlisi saygı kurallarının aşıldığı zamanlarda siteden kopuyorum..
SORU 17- MOD OLDUĞUNDA NELER HİSSETTİN MODLUK SANA NELER KATTI? GÖTÜRDÜĞÜ BİR ŞEY VAR MI?
Zaman dışında götürdüğü bir şey olmadı. Mod olmak hoş olsa da tarafsızlık isteyen bir şey. Yakın arkadaşların varsa onları uyarmakta zorlanıyorsun ve sorumluluk bilincinde hareket ediyorsun her zaman. Tartışma bölümünde tarafsız olmamız gerektiği için çoğu zaman yorum yapamıyoruz. Ayrıca eğer sorumluluk bilincindeysen sürekli sitede aktif olup siteyi takip etmek gerektiriyor. Ama her şeye rağmen güzel bir şey..
Para da kazandırmıyor ayrıca :)
SORU 18- MOD OLMAK İSTEYEN ÜYELERE ÖNERİLERİN VAR MI ?
Öncelikle etrafındaki kişilere saygılı olmalı. Yöneticilere yakın olmalı diye düşünüyorum.Yöneticilerin görüşünde olmayan kişilerin mod olması biraz zor gibi..
SORU 19-SİTEDE BİZZAT BAŞINA GELEN KÖTÜ YADA ÇOK SEVİNDİRİCİ BİR OLAY VAR MI?
Üzücü olay; bir arkadaşın üyeliği silinmişti. Sonra o arkadaş bana özelden msj atıp (moderatör olduğumdan dolayı) bana küfür etmişti. Yerimi, adresimi sormuştu, tehdide varan sözler etmişti daha sonra ise msn’den o kişiyle konuşarak işi tatlıya bağlamıştık.
Sevindiren olay ise ilk üye olduğum zamanlar doğum günümde papatyaa adlı üyenin doğum günü üzerine adıma konu açması ve insanların doğum günümü kutlamasıydı.Bir de bir ara siteden kısa bir süreliğine ayrılmıştım, kafamı dinleyip geri gelebileceğimi söylemiştim. O süre zarfındaki insanların yakın ilgisi beni çok mutlu etmişti..
SORU 20- FORUMDA KİMİNLE VEYA KİMLERLE ARAN DAHA İYİ?
İlk olarak seni söyleyebilirim İskoçya. Sonra tusem, shambala34, betüll, pasiflora, el@, Serkan_rap, commandos ve raistlinmajere ile aram iyidir. Msn’den de bir çok kişi var aramın iyi olduğu ve görüştüğüm, kötü olduğum yok sayılır..
SORU 21- TAKİP ETTİĞİN DİZİ VAR MI?
Yerli dizi takip etmiyorum, yabancı dizilerden ise lost, prison break.
SORU 22- EN BEĞENDİĞİN TÜRK VE YABANCI OYUNCULAR KİMLER?
Kenan İmirzalıoğlu, Şener Şen, Hugh Jackman, Jim Carrey, Adam Sandler, Drew Barrymoore, Kate Winslet
SORU 23- AŞKA İNANIR MISIN, HAYATINDA BİRİSİ VAR MI ?
Aşka tabiî ki inanırım. Hayatımda birisi var sayılır ama tam netleşmiş değil ve bu isim Gencsau’den birisi..
Tam netleşmediği için isim vermeyi doğru bulmuyorum.
Önce Ersin bunları demişti, ama röportajdan kısa bir süre sonra Ersin tarafından aldığım mesajda şunlar yazıyordu:
“İskoç siteden bir kızla yaşadığım ilişki, bazı sebeplerden dolayı ki bu sebepler kıskançlık ve kararsızlık, bu 2 aylık ilişki birliktelik haline dönüşemedi, bunun için üzgünüm, bu kızla evlenmeyi bile düşünmüştüm, ama hayat bu. Acı,tatlı… “
SORU 24-FORUMDA DAHA ÖNCE BİRİSİ İLE KISA BİR BİRLİKTELİK YAŞADIN, NASIL BAŞLADI, NEDEN BİTTİ?
Bu konuya çok girmek istemiyorum, eski defterleri de karıştırmak istemiyorum, yaşandı bitti, anlaşmazlıklar ve onun tarafından gereksiz kıskançlıklar oldu, şu anda da görüşmüyoruz zaten..(Yüzünde bir ekşime bir kızgınlık ifadesi var gibiydi.)
SORU 25-BAŞKA BİRİSİYLE İLİŞKİ YAŞADIN MI? SENİN İLGİ DUYDUĞUN BİRİLERİ VAR MI FORUMDA?
O kişiden başkasıyla yaşamadım, şu anda yaşayabilirim ama.
Bana da ilgi duyan yoktu sanırım (Hafif bir gülümseme)
SORU 26-“BİZ BİR AİLEYİZ”KELİMESİNİ FORUMDA EN ÇOK KULLANAN İSİMLERİN BAŞINDA GELİYORSUN. AMA SİTEYE ÜYE OLAN KİMİ İNSANLAR KIZ TAVLAMAK, ONA BUNA SARKINTILIK YAPMAK AMACIYLA ÜYE OLUYORLAR. AİLE İÇİNDE BUNLARIN OLMAYACAĞI KESİN. O TİP İNSANLARA NE SÖYLEMEK İSTERSİN?
Yanlış şeyler tabiî ki bunlar..
Bu forumun amacı kızlara sarkıntılık yapmak değil, bir arkadaşlık sitesi değil burası. Arkadaşlık düzeyli yazışmalardan sonra olabilecek bir şey zaten, birilerine istemediği hoş olmayan şekilde özel mesaj atarak çıkma ya da sevgili olabileceklerini düşünmüyorum.
Forumda dini konularda yazıları olup bu konularda ahkam kesip bir çok üye tarafından tanınan önemli bir üyenin çok sağlam yerlere teyit ettirerek eve kız attığını biliyorum isim vermeyeceğim ama…
Forumda üst düzey kişilerinde bunu yaptığını gördüm. Çoğu şey forumda göründüğü gibi değil bunu unutmasın kimse. Çok az kişiye güvenin..
İskoçya: Forumdaki en çarpıcı yorum bu oldu bence. O ismi ben biliyorum öğrendim ama burada o ismi vermek etik olmaz. Zaten Ersin de kesinlikle aramızda kalsın diyerek bana o ismi söylemişti.
SORU 27-SİTEDEN “PİSNAKEV”ADINDA BÜYÜK BİR ÜSTADIMIZ GELDİ GEÇTİ. O GÜL YÜZLÜ KAHRAMANI ÖZLÜYOR MUSUN? BURADAN ONA NELER SÖYLEMEK İSTERSİN?
Keşke şimdi ki sapıklar da pisnakev gibi olsa. O en azından sapıklık yaptığını direk belli ediyordu. Hatta söylüyordu, açtığı konulardan da belliydi zaten. Bazıları gibi iyi görünüp arkadan işler çevirmiyordu. Dönsün ve sapıklara, arkadan iş çevirenlere ibret olsun diyorum..
İskoçya: Eyy Pisnakev beni duy! Seni bir bulsam röportaj yapacağım da yoksun işte :(
SORU 28-SİTEYE EN ÇOK DÖNMESİNİ İSTEDİĞİN İSİM KİM?
Kesinlikle Iverson.
SORU 29- ARKADAŞLARIN SENİN HAKKINDA NE DÜŞÜNÜR?
İyi niyetli, esprili, samimi, kilo olarak zayıf (bir gülüşme), müzikle kafayı yemiş ve birde şıpsevdi diyorlarmış ta ben şıpsevdi olduğumu düşünmüyorum.
SORU 30-KİLO DEMİŞKEN, KİLOLARINLA MUTLU MUSUN?
Kilolarımla mutluyum. Bir kompleks durumu yok. Hatta en az 50 kilo daha almayı düşünüyorum (gülüyor)
Şişman insanların daha sempatik olacağını düşünüyorum.
Beni seven böyle sevsin, sevmeyen Msn’inden silsin!!
(Gülüşmeler..)
SORU 31-FORUMDAKİ ETKİNLİKLERİ NASIL BULUYORSUN?
Genelde güzel oluyor, belli kişiler var ki her buluşmada mutlaka oluyorlar, giden herkeste beğeniyor zaten ve hemen bir daha etkinlik olmasını istiyorlar. Ama daha fazla etkinlik olması gerektiğini düşünüyorum. 2 yıldır planlanan bir halı saha futbol turnuvası hala yapılamadı, artık yapılmalı bence. Bir de Beyaz Show’a gidilecekti sanırım, ona da bir türlü gidemedik gitmeyi isterdim..
SORU 32-RÖPORTAJIN OLMAZSA OLMAZ İLKEL SORUSU: ISSIZ BİR ADAYA DÜŞSEYDİN YANINA ALACAGIN 3 ŞEY NE OLURDU?
Hatun, plazma tv ve televizyon koltuğu.
İskoçya: Bu soruyu sorduğumda hemen herkes üflüyor püflüyor bayıyor diyorlar bu soru. Evet eleştirileri dikkate alıyorum değiştiriyorum zaman zaman soruları ama bu soruyu sormaktan çok zevk alıyorum. Herkesten farklı cevaplar geliyor çünkü. İnsanların hayal dünyasını bir nevi ölçmüş oluyoruz.. (Gerçi erkekler nedense hep hatun cevabını verdiler ama)
SORU 33-SON ZAMANLARDA FORUMDA RAHATSIZ OLDUĞUN OLAYLAR VAR MI?
Çok fazla dini konular açıldığını görüyorum, bu kadar fazla açılmamalı diyorum. Yine türban olayları çok konuşuluyor, çok konusu açılıyor, her şey ölçüsünde olmalı diye düşünüyorum. Ayrıca gülmeyi unuttuk forumda, eskisi gibi geyik konuları açılmıyor. Sitede genel olarak bir durgunlukta söz konusu :(
Unutmadan gizli olarak giren üyeleri de tasvip etmiyorum, neden gizli girerler ki kimden kaçıyorlar?
SORU 34-FORUMDAKİ YÖNETİCİ ARKADAŞLARINA NE SÖYLEMEK İSTERSİN?
Yetkili arkadaşların forumla çok ilgilenmediklerini düşünüyorum, uzun zamandır yorum yapmayan, konu açmayan yönetici arkadaşlar var. Siteyle ilgilenmeliler. Eğer bu işi yapmayacaklarsa bırakıp gidebilirler. Eminim hakkıyla yapacak arkadaşlar bulunabilir. Bu yüzden de ben şahsen yönetim kadrosunda 3-4 isim değişikliğine gidilmeli diye düşünüyorum.
Kimi yönetici arkadaşlar da sadece buluşmalarda var, sitede hiç aktiflikleri yok. Aktivitede olmaları güzel ama siteye de bakmalılar bence..
Bir de ayın üyesi seçimlerine standart getirilmeli. Yani ‘’Ayın üyesi ne yapılınca seçiliyor? Kaç oy alınca seçiliyor?’’ gibisinden kısa bir konu açılmalı ki insanlar neyin ne olduğunu bilmeli. Bu ayın üyesi seçimlerinin zaman zaman objektif olmadığını düşünüyorum. Eskiden sümeyraaa adında bir üye vardı, çok aktifti ,çok paylaşım yapan birisiydi. Şu anda onun adını duyan, paylaşımlarını gören var mı?O kişi bence hak ettiği ayın üyeliğini zamanında alamamıştır ve bu yüzden de onun gibi değerli insanları kaybettiğimizi acı bir şekilde görüyoruz..

SORU 35- GENCSAUDE YÜZ YÜZE TANIŞTIĞIN İLK KİŞİ KİM?
İftar aktivitesine gittiğimde beni oak karşılamıştı, ilk yüz yüze tanıştığım oak’tır..
SORU 36-FORUMDAKİ GELECEĞİN HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUN? BİR ÇOK VEDA OLDU SİTEDEN, LİTHİUM DA GÖÇ EDECEK Mİ BU FORUMDAN…?
Çoğu zaman gitmeyi düşündüm forumdan… Zaman zaman da hala düşünüyorum gitsem mi diye. Çünkü beni bu foruma bağlayacak birkaç kişi dışında çok ta bir şey kalmadı. Edindiğim arkadaşlıkları edindim, yapacağım çoğu paylaşımı almam gerekenleri aldım bu forumdan. Gidersem de zaten sessiz sedasız olur bu. Yerime ise müzik moderatörlüğünü zakk wylde (expulse) ya da Anksiyete iyi yapar diye düşünüyorum. Şu anda gitmiyorum ama :)

GENEL OLARAK:
LİTHİUM:
Röportajın güzel, eğlenceli ve bazı önemli şeyleri açıkladığım iyi bir röportaj olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca röportajı yapan İskoçya’nın (bana diyor) bu röportaj esnasında bana bir su bile ikram etmemesi büyük bir ayıptır diye düşünüyorum. (Dağın başında suyu nerden bulayım be Ersin)
İSKOÇYA:
Bu röportajın yapıldığı mekan hakikaten çok güzeldi. (durakların arkasındaki bayrağın aşağı tarafındaki yeşillik alanda) Düşünsenize karşınızda müthiş bir göl manzarası, ağaçların, kuş cıvıltılarının, sessizliğin olduğu mükemmel ortam, bir de ben olunca işin içinde, eski bir tabirle ”yeme de yanında yat” diyoruz biz buna. :) Artık yeni röportaj yerim bu ormanlık alanlardır dostlar, birine bir şey olursa karışmam ama.
Röportajda Ersin’in genel olarak siteden kimi olaylardan ve ayrılıklardan dolayı sıkılmış olduğunu gözlemledim, onu siteye bağlayan en önemli olayın burada edinmiş olduğu sağlam arkadaşlıklar olduğunu düşünüyorum. Zaten birçoğumuzu da bağlayan bu değil mi?
Mekanın güzelliği, Ersinin sıcak sempatik yaklaşımları röportajı güzel kıldı. Bu yüzden dostum Ersin’e böyle güzel bir ortam yarattığı ve beni kırmayıp röportaj yaptığı için teşekkürlerimi yollayarak o şirin yanaklarından öptüğümü bilmesini istiyorum..
Son olarak ta bu röportajı yaparken yanımızda sitenin karizma ve sevilen isimlerinden raistlinmajere de vardı. Ona da röportaj esnasında çekmiş olduğu resimlerden dolayı sevgi, selam ve teşekkürlerimi yolluyorum..
Bir de buradan hayatımdaki en önemli insan olan anneme selam söylemek istiyorum izninizle :)))
Read On 0 yorum

Müzik ve Satanizm

17:43
Resim 0: Ayindeki Satanistler

Satanizm, kişinin kendi benliğini neredeyse ilahlaştırdığı, kendi istek ve arzularını hayatın tek amacı haline getirdiği bir felsefedir aslında. Bu felsefenin temelleri çok eskiye dayanmakla beraber günümüz satanizmin öyküsü m.s. 1700’lere kadar gider. O günden bu yana gelişen bu modern düşünce akımı, Anton Lavey’in ABD’de 'Church Of Satan' Şeytan Kilisesi’ni açması ile de bir din sıfatına bürünmüş oldu.


Resim1:Şeytan Kilisesi ve Ayindeki Rahipler

Bu düşünüşe göre her şey şeytan için yapılacak olup tüm kötülükler, çirkinlikler, ahlaksızlıklar serbesttir. Ancak Anton Lavey’in önderliğini ettiği satanizm, uyuşturucu gibi bir takım bağımlılık yapan maddelerin satanizm ile bağdaşmadığını vurgulamaktadır. Kendi içerisinde bir takım kuralları ve de bir de kutsal kitabı da vardır. Bu kitapta Satanizmin ana ilkeleri belirtilmiştir. Lavey’in kurmuş olduğu Şeytan Kilisesi ile de tüm dünya bu gizli düşünce akımını öğrenmiş oldu. Aslında Satanizmin kendi içerisinde de bir takım mezhepler vardır.Bunların en yaygını Lavey’in taraftarlardır.

Resim 2: Anton Szandor LaVey

Lavey’in 9 öğretisi şunlardır:
1-Satanizm sana kendini sakınmayı değil, istediğini yapma özgürlüğünü sunar.
2-Satanizm sana ruhsal boş umutlar, hayaller yerine hayati varoluşu sunar.
3-Satanizm sana, iki yüzlü bir şekilde kendini aldatmak yerine, lekesiz, tertemiz akli sunar.
4-Satanizm sana, nankör kişiler için boşuna harcanan sevgi yerine, hakkedenlere incelik göstermeni sağlayacak kişilik sunar.
5-Satanizm sana, sana vurana öbür yanağını dönmektense, intikam alacak gücü sunar.
6-Satanizm sana, vampir olmak için vakit harcamak yerine, uğraşman gereken daha gerçek sorumlulukların olduğunu hatırlatır.
7-Satanizm sana derki: insan diğer dört ayak üstünde yürüyen hayvanlardan, bazen daha iyi sık sık daha kötüdür. Zekasal gelişimi ve ayırt edebilme yeteneğinden dolayı, insanoğlu bütün hayvanlardan daha vahşi olabilir.
8-Satanizm sana, günah diye tabir edilen her şeyin aslında fiziksel, duygusal ve zekasal birer zevkten ibaret olduğunu söyler.
9-Şeytan, kilisenin su ana kadar sahip olduğu en sadık arkadaşıdır... Çünkü O, bu işi yılardır yapıyor...

ABD, Rusya, İsveç, Norveç, Finlandiya, Kanada da pek çok müridi olan bu dinsel düşüncenin temelinde Hıristiyanlığa karşı gelme de vardır. İskandinav ülkelerinde kilise yakımlarının olmasının sebebi de budur.Günümüzde bir takım Müslüman ülkelerinde de bu dinsel düşünce tarzı benimsenmeye başlamıştır.

Resim 3: Satanizm’in Başlıca Simgeleri

Türkiye’de ilk defa 1980’lerde başlayan Heavy Metal akımı ile Satanizm akımı da ülkemize girmeye başlamıştı. O günlerde gerek Rock gerekse Metal müzik yapmak oldukça zordu. Çünkü bu tarzı benimseyenlere direk Satanist damgası vurulmaktaydı. Ne olduysa bunlar tam yenilmişken yıl 1999’da bir genç kızın kurban edilmesi ile yeniden gündeme geldi. O günden sonra da satanistler hakkında bir çok yalan yanlış haberler ve de bilgiler ortaya atıldı. Örneğin satanistlerin insan kestiğiydi. Oysaki şeytana adak adı altında sadece kedi değil köpek, tavuk, inek, horoz vb hayvanlarda kurban edilmektedir. Ancak ülkemizde Rusya’dan gelen akımdan etkilendiği için kedi kesimi ile insan kurban edilmesi genel yaygın olan kurban seçimleridir.Rusya’da şeytana adak olarak insan kesilmektedir. Ancak bu adak 18 yaşından ufak ve de bakire olması şartı vardır.Önce bakireliği ayinde bozularak akabinde kurban ayini yapılır.


Resim 4: Adak Edilen Kurban

Satanizmin esaslarından biride tersten konuşmak ve de öğretilerini herkese anlatmaktır. Bilindiği üzere de müzik evrensel olup herkese aynı duyguyu vermektedir. Metal müzikte var olan isyanı da kullanan bir takım gruplar (Örneğin Venom, Dimmu Borgir, Gorgoroth, Aeon, 1349 vb.) satanistik düşüncelerini de bu müziğe sokmuşlardır. Yapmış oldukları müziklerde satanizmi anlatmaktırlar ve de satanizmi savunmaktadırlar.Yapmış oldukları şarkılarda şeytana methiyeler düzülmekte aynı zamanda bir takım Hıristiyanlığın özüne de karşı durmalar vardır. Sadece sözler mi??? Tabi ki de hayır. Konserlerde kan kullanmaların yanı sıra şeytana adaklar sunmalar, albüm kapaklarında pentagram kullanmalar, şeytanın simgesi olan keçi boynuzunu albüm kapaklarında kullanmaların yanı sıra 666 sayısını bir takım yerlere yerleştirmeler de bu satanist grupların en belirgin özellikleridir.


Resim 5: Episode 13 --- Behemoth (Konser Görüntüleri )

Ancak bu demek değildir ki Pentagramı kullanan her grup satanistir diye.


Resim6: Pentagram

Pentagram bakıldığında bir çok manası vardır. Tarih de Pisagor Pentagramı insan olarak tasvirlerken, büyücüler pentagramı kötü ruhları kovmada kullanmanın yanı sıra, orta çağda Hıristiyan dünyası İsa’nın aldığı yaraları da pentagram ile simgelemişlerdir. Bu yüzden de pentagram sadece satanist gruplar değil genelde tüm metal grupları kullanmıştır.
Satanizmi anlatan sadece metal grupları mıdır??
Satanizm akımı sadece metal müziğin hayat felsefesi ile mi bağdaşmaktadır???
Satanizm metal müzik ile mi beslenir?
Metal dinleyicilerinin hepsi satanist midir?
Bu soruların hepsine HAYIR cevabını veriyorum. Satanizmi anlatan yöresel şarkılar yapan bir çok sanatçı mevcut. Ayrıca İskandinav ülkelerinde bir takım Hip-Hop kültürü içerisinde müzik yapan 1-2 grup satanizmi sözlerinde işler. Satanizm sadece metal müzikle değil gördüğünüz gibi her tarz müzikle beslenmektedir. Ayrıca her metal müzik dinleyen de satanist değildir. Satanizm uzun saçlı olmayı, siyah giyinmeyi emretmemektedir. Yukarıdaki Lavey’in 9 emrinde bunlar yoktur. Pekala bu görüş nerden gelmekte??? İşte burada başta dediğim gibi metal müzik icra eden grupların bir çoğunluğunun satanist olması ve ilk defa müzik olarak metal müziğin olmasıdır.
Read On 0 yorum

Sizlere Sorduk | Aktivitler Hakkında

07:09
Bu ay ‘’gencsau’ye Sorduk’’ köşemizde, gencsaü’nün geçtiğimiz ve genel buluşmaları hakkında bilgi aldık.İşte bu ayki sorumuz:

Gencsau Uludere gezisi hakkındaki görüşLeriniz neLerdir? Genel olarak diğer buluşmalardan farkı ne idi? Buluşmalar ne düzende nasıl yapılmalı eksikler neler?

Uludere gezisi oldukça güzeldi. Orada yediğimiz ‘’Ulubalıkları’’ , Seval’in birden bire siz kimsiniz diye soru sormasını ve Hendekli arkadaşımız Ali’nin yanında Aslı’nın Hendek hakkındaki pot kırışını hayatım boyunca unutamayacağım. Bu organizasyonda oldukça fazla bir şekilde eğlendim. Organizasyonu düzenleyenlere teşekkür ederim.
Orada tanıştığım yeni arkadaşlarım ile yaptığım sohbetler, oyunların yanı sıra şelale turumuz oldukça güzeldi.
Diğer buluşmalardan farkı bu buluşmaya gelmemdi :D Bu tür organizasyonlar ayda en az 2 kez olmalı…
Saygılarımla… (heyetin_hayaleti)


Gençsaü Uludere buluşması bugüne kadar gencsau’de katıldığım en süper aktiviteydi... En çok tanımadığım insan bu gezideydi ama hepsiyle de çok iyi anlaştığımıza inanıyorum.Çok eğlendik çok güldük çok yorulduk ama çok güzeldi yani... Daha sık yapılmalı bence ama şöyle de bir şeye inanıyorum ki bir daha aynı şekilde bir aktivite düzenlense belki de aynı tadı bulamayabilirim; bazı şeyler bir kere güzel oluyor... Ama yine de düzenlensin bu defa da başkaları eğlenir… (sevval)




Katıldığım en güzel aktivitelerdendi. Yeni gelen arkadaşların olmasına rağmen çok sıcak bir atmosferde gelişti. Çok eğlendik, güldük, yedik, içtik, hopladık, zıpladık... Tam anlamıyla çocuklar gibi şendik. Buluşmalar daha sıklıkta olmalı ve açık hava gezilere daha fazla yer verilmeli. Verilsin ki enerjimizi boşaltalım. (zoe_jane)



Çok güzel bi organizasyondu. Gencsau üyesi olan ve olmayan bir çok arkadaşla çok güzel vakit geçirdik. Doğal ortamda temiz havayla ve bol aksiyonla dolu bir gündü. Bir çok hayvanı doğal ortamında görme fırsatı bulduk, derelerden geçtik, ıslandık yıprandık ama asla yılmadık. Survivor havasında olması diğer buluşmalardan farklı kılan şeydi..Bu buluşmada tek eksik, taşınabilir asma köprüydü, dereden geçerken çok iyi olurdu....Şaka bir yana, eksik olan hiçbir şey yoktu. Bu tip aktivitelerin daha sık yapılmasını isteriz...Buluşmada emeği geçen ve bize katılan herkese teşekkür ederim... (ceye)
Mükemmeldi! Böyle aktivitelerin sıklıkla yapılması kanaatindeyim ve arkadaşların gelmesini temenni ederim..

Genel olarak diğer buluşmalardan farkı valla bir tek 2. yıl aktivitesine gelmiştim bu aktiviteden başka ama o aktivite bunun yanında söz konusu bile olamaz..

Buluşmalar yukarıda da belirttiğim gibi sık sık yapılmalı, eksik olan da birçok arkadaşların gelmemesi...(commandos)
Read On 0 yorum

Kitap

07:02
Diriliş / Turgut Özakman / Bilgi Yayınevi

Turgut Özakman’ın uzun süren çabaları sonucunda ortaya çıkan ,milli mücadelemizle ilgili gurur dolu gerçeklerin ayrıntılı bir şekilde yazıldığı en iyi kitaplardan biri “ Şu çılgın Türkler ”. Kitap 256. basımını bitirmiş durumda…

“Diriliş” te Şu Çılgın Türker’in devamı niteliğinde, çok ses getirecek bir kitaba benziyor . . . Diriliş’in Çanakkale Savaşlarını anlatan ve o dönemi en iyi özetleyen kitap olduğunu düşünüyorum.



Kitap arkası ;

Ey sevgili gençler!

Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat, kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim.

Bu olağanüstü zaferi hikâye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikâyelerine, hasamet edebiyatına, şovence anlatıma hiç yer vermedim.

Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok, yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim.

Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.

Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim.

Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim."




Tavsiyeler ;

Gülme Başına Gelir Komşuna / Mine Sota / Carpe Diem Kitap

Benim yazacak kelime bulamadığım o dahi insan ve kitabı . . .
Kitap arkası yazısını okumanızı istedim ; Bu kitabın ölüyü bile güldürdüğü, kiloluk kahkahanın toptan fiyatına perakende satıldığı, derde kedere "Aman boş ver be!" dedirttiği ve bozuk morallerin Mine Sota atölyelerinde itina ile tamir edildiği söyleniyor.

"Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman" diyenlerdenseniz bu kitap seçiciliğinize fena halde hitap edecek. Titizlenmenize değecek.

Neron’un bu kitabı bulamadığı için sinirinden ortalığı yaktığı, Kleopatra’nın, “Önce ben okuyacağım” diye kendisini sokmaya çalışan yılanın ümüğünü sıktığı, Rapunzel’in tutuna tutuna kuleden aşağı inip, sırf bu kitabı almak için kitapçıya kaçmak maksadıyla saçlarını uzattığı tarihi atmasyonlarda yer almaktadır. Zenginlerden alıp fakirlere veren Robin Hood’un bu kitabı okumayanlardan alıp okuyanlara verdiği de rivayetler arasındadır. Hiçbir şey hakkında her şeyin anlatıldığı ve her şey hakkında pek çok şeyin didiklendiği bu kitap, sadece sizi güldürmekle kalmayacak, bunu etrafınıza da bulaştıracak.
Kısacası bu kitabı aldığınız takdirde sizi de bir gülmek alacak. . .

Read On 0 yorum

Sakarya Üniversitesi Öğrenci Topluluğu

Son Eklenenler

Son Yorumlar