26 Haziran 2008 Perşembe

Ferizli'de Düğünler

İstanbul’dan 2 saatlik yolculuktan sonra Adapazarı’na vardık. Otobüsle yaptığımız yolculuğumuz henüz tamamlanmamıştı tabi. Daha Kuzey terminaline gidip konuklu ağacık arabasına binmemiz gerekiyordu. Yorucu bir seyahatten sonra daha 40 dakika yol gidecek olmak canımızı sıksa da katlanmaktan başka çare yoktu.. neyse ki terminalde akşamki düğün nedeniyle pek çok akrabamızla karşılaştık.. Araba çevre köylere de uğrayacağı için tanımadığımız kişiler de arabada yerini almıştı. Damlık, Akçukur , Değirmencik, Kara diken Doğancı Sarıahmetler, Nalköy Bakırlı Kuzca Teberik Tokat Gölkent derken sonunda Ağacık a gelmiştik işte. Yolcular teker teker inmeye başlamıştı. Her evde bir telaş göze çarpıyordu. Gelinde damatta bizim köydendi bu yüzden telaşı hoş karşılamak lazımdı. Kendimizi eve attığımızda yerimizden kalkamayacak kadar halsiz düşmüştük. Açlığında bunda etkisi oldukça büyüktü. Ferizli ye kadar rahat gelmemize rağmen köy yolları insanı oldukça yoruyordu, bizde bu bozuk yollardan nasibimizi almıştık . Babaannem sağ olsun biz geleceğiz diye yine bir sürü telaş yapmıştı. Biz dinlenirken o sofrayı çoktan hazırlamıştı. Hamurun içine lor koyulup tepsilere dizilmesiyle oluşan 1 tepsi dızmanayı ,kat kat yufka- kremayla yapılan kakao tatlısını,köy ekşimiği ve yufkayla yapılan kırmaları patatesli kabaklı pideleri görünce insanın iştahı iyice kabarıyordu.fırından yeni çıkmış köy ekmeğinin kokusuna dayanmak imkansızdı..Babaannem sürprizi ise en sona saklamıştı : erişte-tavuk etinin muhteşem birleşimiyle fırında uzun uğraşlar sonucu hazırlanan saçaklı börek sofranın baş tacı durumundaydı. O kadar güzel yemeğin üzerine kabak tatlısı yemesek ayıp olurdu..:) artık kendimize gelmiştik sıra etrafı gezmeye gelmişti.. Arka bahçeye inip de mevsimi olmamasına rağmen fındık,erik, incir ve nar ağaçlarını görünce yaza özlem duymamak elde değildi. Bizde mecburen kış ayında yetişen tek meyve olan elmayla yetinmek zorunda kaldık. Köyde bu mevsimde pek iş yoktu..Ağustos ayından sonra fındıklar toplanmış ekim ayında da mısırlar ambarlardaki yerini almıştı. Ufak tefek tarla işleri dışında herkes dinlenmeye çekilmişti. Hava soğuk olunca dışarıda pek duramadan eve geri döndük. Akşam ezanından sonra müzik sesleri duyulmaya başlamıştı bile.. Bu bizim de yavaş yavaş evden çıkmamız için bir işaretti.. En nihayetinde evde fazla duramadan kendimizi köy meydanında bulmuştuk işte. Kına gecesi başlamak üzereydi. Gelin ve arkadaşları henüz ortalarda yoktu. Köyün gençleri ayakta beklerken halk taburelere oturmuş halka oluşturmuştu. Biz de kuzenimle ayakta arkadaşlarımızın yanında yerimizi almıştık. Orkestra tek kişiden oluşmasına rağmen teknik açıdan hiçbir eksiği yoktu.O da bizim köyden olduğu için istediğimiz gibi yönlendirebiliyorduk. Oyun havalarından önce birkaç popüler parça çalarak bizi oyalamaya çalışıyordu.. Bu bekleyiş fazla sürmeden gelin hanım gelmişti zaten.. Bindallısıyla dikkat çekmemesi imkansızdı.. o ve beraberindeki birkaç akrabasının oturmasının ardından oyun havaları başlayabilirdi artık…öncelik tabi ki kına gecesi olduğu için genç kızlarındı ..misket çiftetelli derken bazen aramıza köyün delikanlılarını da dahil edemeden duramadık. Karışık oynanan bu oyunlar yerini kına yakmaya bırakmıştı.. Klasik bir törendi bu…Bizim köyde de değişmedi ve ışıklar söndü . Kızlar gelinin etrafını sardı en tecrübeli olan elinde kına tepsisiyle gelinin etrafında dönmeye başladı. Bir yandan da hepimiz yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar … diye başlayan herkesin aşina olduğu türküyü söyleyip gelini ağlatmayı amaçlıyorduk.. Gelinin başındaki örtüyü açtığımızda amacımıza ulaştığımızı anlamakta gecikmemiştik. Bu duygusal anların ardından damat beyin gelmesiyle ortam birden şenlendi.. Sıra erkeklerdeydi ve onlar kasap havasına kendilerini biranda kaptırıvermişlerdi. Müziğin ritmine uyup zamanın nasıl geçtiğini fark edemeden eve dönme vakti gelmişti ne yazık ki..Hevesimizi diğer geceye saklamaktan başka çare yoktu. Biraz yorgun fakat mutlu şekilde eve gelip birkaç saat içinde uyuyakaldık. Ertesi sabah uyandığımızda öğlen olmak üzereydi.. Kahvaltının ardından tahir ağa(TAYRA) çeşmesine gidip kış olmasına rağmen açık havada dolaştık… keşke yaz ayında olsaydık da piknik yapabilseydik.. Köyün gençleriyle okul bahçesinde oturur her bayram yaptığımız gibi gitar çalanlara eşlik ederdik. Bu düşüncelerle Gölkente gidip balık yiyerek kendimizi az da olsa avutmaya çalıştık. Eve döndüğümüzde akşam olmuştu. Dün gecenin devamına az kalmıştı kısaca.. Hazırlanıp çeşit çeşit bayram şekerlerini de ipe dizdikten sonra evden çıktık. Bu gece daha kalabalıktı.. Biraz geç kaldığımız için gelinle damat bizden önce yerlerini almıştı. Bu arada kız isteme esnasında damadın başına gelenler kulaktan kulağa dolaşıyordu. Damat tuzlu kahve içtikten sonra bir tabak mercimekle pirinci birbirinden ayırmak zorunda kalmıştı.Bunlardan yetmezmiş gibi kapıdan çıkarken bir kase yoğurt da başından aşağı dökülmüştü. Ayakkabısının teki saklanmış diğerinin içine de su dökülmüştü..Zavallıcık kendi köylüsü de olsa kız almanın ne kadar zor olduğunu anlamıştı bu sayede.Biz bunları dinlerken oyun havalarına dalıp millet oynamaya başlamıştı zaten.Bu gece erkekler alanı ele geçirmişler ve kızlara sıra vermemekte sözleşmişlerdi adeta. Fakat biz düzeni kurmakta gecikmedik. Kızlar ve erkekler karşılıklı olarak dizildi ve o şekilde oynamaya başladık.. Zonguldak havası herkesi havaya sokmuştu.. Ritme uygun olarak bizde yer değiştirip oyuna devam ediyorduk.. Kasap havasında ise kızlar erkeklerin hızına ayak uyduramayarak geri çekilmek zorunda kaldı.. bu şekilde eğlence devam ederken sıra takı törenine gelmişti. Aslında pazar günü öğle vakitlerinde gelin alımının ardından takı töreni yapılmasına rağmen iki gencinde bizim köyden olması bu durumu değiştirmişti.. Ertesi gün sadece kız evinde yemek dağıtımı yapılacak ve üç günlük telaş sona erecekti.. Takılar asılmaya başlayınca alan birden kalabalıklaşmıştı doğal olarak.. Çok uzun sürmeden bu merasim de sona erdi.Herkesin yerine oturmasıyla beraber köyün gençleri sıraya geçtiK.. daha önceden ipe dizdiğimiz şekerleri gelin ve damadın boynuna asmaya başladık.. Bende büyük bir neşeyle “çiftler bir ömür boyu ağızlarının tadı hiç bozulmasın mutlu mesut yaşasınlar diye” asırlardır devam eden bu geleneği yerine getirmenin mutluluğuyla şekerleri boyunlarına asarak yerime geçtim.. Gece sonunda çiftin boynunda kilolarca şeker birikmiş ve yerlerinden kalkamayacak hale gelmişlerdi.. Bu şekerlerin bir kısmı mecburen bir süre sonra düğünü izlemeye gelen halka dağıtılacaktı..Damat oyununu da her beraber oynanmıştı işte: artık sona yaklaşılıyordu. Düğünün sona ermesinden önce erkeklerin damat beye son bir şakası daha vardı.. 6 kişi 3 er li gruplara ayrılarak damat ve gelinin önünde halay çekmeye başladı. Daha sonra içlerinden biri damadın önünde durup gelini kenara çekti . Bir başkası da damadın kravatından ayakkabısına kadar her şeyini sırasıyla çıkarıp diğerlerinin yanına götürdü. Sıra gelin ve bu eşyalar karşılığında hem oynamak hem de damattan yeterli parayı almaktaydı. Damat bu işi de fazla zora sokmadan gönlünden ne koparsa gençlere vererek oyunun sonunda eşine kavuştu.. İşin komiği düğün bitip herkes dağılırken o hala üstünü başını düzeltmekle uğraşıyordu.. Bu neşeli saatlerin ardından buruk biçimde evimize dönmüştük bizde..Çünkü yarın geri dönüş vardı İstanbul’a .. İlçenin ve köyün çok fazla gezilecek yeri olmaması bizi daha da üzüyordu. Belki bu sayede biraz daha tatilimizi uzatabilirdik ama napalım… Sabah düğün evindeki yemeğe kalmadan herkesle vedalaştıktan sonra yola çıktık. Ailece güzel bir hafta sonu geçirmiştik ; elimde taze yakılmış kına ve gece dağıtılan şekerler ise tek tesellimdi..

26 Nisan 2008 Cumartesi

Hendek Uludere 2008 Fotoğrafları































































































































































































































































































































































25 Nisan 2008 Cuma

Poyrazlar Fotağrafları Piknik 2008
















































































































































































































































23 Nisan 2008 Çarşamba

COMMANDOS’TAN Erkeklere 10 Öğüt (Kızlar da okuyabilir)

COMMANDOS’TAN Erkeklere 10 Öğüt (Kızlar da okuyabilir)


· Güzel Sürprizler Yapın: Hiç beklemediği bir anda ona sürprizler yapın. Ama çılgınca şeyler olsun. Mesela şarkı söyleyin, söyleyemiyorsanız bile ona duygusal veya aşk şarkılarından oluşan bir albüm hediye edebilirsiniz... Tabi farklı sürprizler de olabilir. Mesela onu sevdiğinizi belirten bir afiş hazırlatabilirsiniz ve evinin karşısındaki binaya asabilirsiniz.. Veya bu derginin (GencSau) kapağına onu sevdiğinize dair bir yazı yaptırabilirsiniz (Tabii yetkili kişileri ikna edebilirseniz).

· Dürüst Olun: Sizi üzen konuları, isteklerinizi, duygu ve düşüncelerinizi AÇIK, DÜRÜST ve NET olarak ifade edin. Hiçbir zaman doğruları söyleyip söylememe gibi ikilemlerde kalmayın. Yalnız doğruları onu incitmeyecek, üzmeyecek ve kırmayacak bir şekilde söylemeyi de ihmal etmeyin.

· Ara Sıra Beyaz(!) Yalanlar Söyleyin: Her söylediğiniz doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek zorunda değilsiniz. Onu mutlu etmek için arada bir yalan söyleyebilirsiniz ama BEYAZ yalanlar. Mesela sabaha kadar ders çalışmaktan harap düşmüş olabilir, gözlerinin altı morarmış, yorgunluktan yüzü çökmüş olabilir. Siz onun bu halini görmezlikten gelebilirsiniz ve onu mutlu edecek şeyler söyleyebilirsiniz. “Bugün sende ayrı bir güzellik var.” gibisinden..

· Gelecekte Yapacaklarınızı Planlayın: Bu, karşınızdaki kişiye güzel duygular uyandırır. Onu sevdiğinizi ve değer verdiğinizi belli eder. Onun size karşı olan güvenini daha da artırır. Eğer yeni tanıştıysanız, hiç olmazsa hafta içerisindeki planlarınız karşı tarafı memnun ve mutlu edecektir.

· Canı Sıkılıyorken Onu Güldürün: Bunu başarmak için tabii ki onu çok iyi tanımanız gerekiyor. Nelerden hoşlandığını, nelerden sıkıldığını, neleri sevdiğini, neleri sevmediğini bilirseniz sorunun çoğunu çözmüş olacaksınız. Arada bir onun canını siz sıkın ve mutsuz edin (Aşırıya kaçmamak şartı ile).. Evet onun canını siz sıkın! Ama sonrasında gidip onun kalbini tekrar kazanabilecekseniz, “Seni her şeye rağmen seviyorum.” dedirtebilecekseniz hemen yapın derim :) Bu karşılıklı sevgiyi kat kat artırır.. Tabi bunu yapmak sizin becerinize kalmış bir durum…

· Konuşmaktan Çok, Dinleyin: Başarılarınızı öğrenmek karşınızdakinin hoşuna gidecektir. Siz kendinizi anlatmayın, zamana bırakın ve tanımaya çalışın. Bırakın o anlatsın, siz dinleyin zaten o öğrenmek istediğinde size soru soracaktır. Ona duygu ve düşüncelerinizi anlamanızı sağlayacak sorular sorun ki bu onu tanıyıp ilgi gösterdiğinizin önemli bir yoludur

· Daima Yeni Tanışmışsınız Gibi Davranın: Günümüzde ilişkilerin süresi arttıkça nedense kişilerdeki heyecan azalıyor. Böyle bir ilişki de monoton bir ilişkiye doğru gidiyor demektir. Bundan kurtulmanın çaresi “aksiyon” halinde bulunmaktır. Biraz daha açıklayıcı olacaksa ona bol bol iltifat edin (fazla şımartmayın), çiçek alabilirsiniz, sevdiğinize dair yazı yazabilirsiniz veya yemeğe götürebilirsiniz. Böylelikle monotonluk kalkar ve ilk heyecanlar yeniden yaşanır hale gelir.

· Sadakatten Vazgeçmeyin: Bayanlar hilkaten zaife ve nazik olduklarından onları himaye edecek bir erkeğe muhtaçtırlar. Birine ait olduğunu hissetmek, güven içinde sığınacak bir çift kol tarafından sarmalanmak, duygularını çekinmeden paylaşmak tüm kadınların isteğidir (Öyledir herhalde :D)... Bu duyguları yaşatacak erkek ise ona sadakatle yaklaşan, sadık olduğunu gösterebilen erkektir.

· Suçu Paylaşmayı Bilin: Suçlamak sorunları çözmez, aksine çözemediği gibi yeni suçlamalarda meydana getirebilir. İstemeden de olsa incitici, kırıcı hakaretler de doğurabilir.Onu ‘’boş yere’’ kesinlikle suçlamayın. Önce kendi hatalarınızı gözden geçirin. Karşınızdaki suçlu olsa bile onu direk suçlu göstermek yerine, “Sen suçlusun” demek yerine ona hatasını anlatmak için farklı yollar deneyin. Unutmayın ki her insanın hatası olur. Zaten bir ilişki de eğer her şey mükemmel gidiyorsa o zaman o ilişki de sorun vardır. Çünkü kimse mükemmel değildir. Hataları çözmenin en yapıcı yolu önce paylaşmak ve analiz etmektir, sonrasında tekrar aynı hataya düşmemektir.

· Olmazsa Olmazlardan Şefkat: Şefkat bir gereksinimdir. Bir su, hava, yemek gibi… Genel kapsamda baktığımız zaman şefkati hayvanlarda bile görebiliriz, bir aslanın yavrusuna gösterdiği gibi… Şefkat hayvanlarda bile mevcutken bizler yani ahsen-i takvimde yaratılmış insanların ne kadar muhtaç olduklarını anlatmaya gerek yoktur herhalde... Karşınızdaki, yeri ve zamanı geldiğinde bu ihtiyacı size değişik şekillerde hissettirir. Öncelikle onu anlamaya çalışın, gerekiyorsa hiç konuşmayın , gözlerinin içine bakın ve sarılın, ona şefkatinizi hissettirin. Bu söyleyeceğiniz sözlerden daha fazla tesirini gösterecektir ve kendisini sizin şefkatinize bırakacaktır.

20 Nisan 2008 Pazar

Semum

Semum

Semum kelime manası olarak bedenin gözeneklerine yani derideki o küçücük deliklere bile işleyen bir çeşit ateştir. Bu yüzden de insanın iliklerine bile işleyen rüzgara semumun ilk hali olan “sam rüzgarı” denilmiştir. Aynı zamanda bir rivayete göre “Semum dumansız ateştir.Yıldızlarda bu ayetlerden yaratılır.” Sözü de semumum kavurucu,saf,yalın ve dumansız bir ateş olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Arapça da kullanılan “ya narı alusi semum” tanımlaması da “fevkalade hararetli ateş” anlamında kullanılmaktadır.
Semumlar ilk insan daha yaratılmadan önce dünyada hüküm süren bir çeşit yaratıklardı. Bu yaratıklar kızgın ateşin dumansız alevinden yaratılmış ve daha sonra korkunç bir zehirle birleştirilerek yaratılmış bir çeşit canlılardır.
Kuran-ı Kerim de Hicr Suresinde 26/27 ayetlerde “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.” demektedir. Ayetlerden de anlaşıldığı üzere Cinler[şeytan ve semumlarda birer cindir.]insandan önce yaratılmıştır. İnsan kainatın yaratılışındaki en son halka olduğu düşünülürse cinler insandan bir öncesi halkada yer almıştır. İlk insan çamurdan yaratılınca Allah tüm yaratıklara insanın huzurunda eğilmesini emretti.Ancak buna şeytan ve semumlar karşı gelerek isyan ettiler.Bu isyanları sonucunda Allah Semum ve Şeytanı lanetleyerek kıyamete kadar özgür bıraktı. Hicr suresinin 28-43 ayetlerinde Şeytan ve Allah arasında gecen konuşmayı okuyabilirsiniz. Şeytan ve semum o gün bu gündür insanlardan nefret eden yaratıklar olarak dünyada hüküm sürmektedirler.
Semumlar şeytanlar gibidir. Yedikleri ve içtikleri sadece kötülük ve ateştir. Şeytanın da yaverleridir.Kendilerine tanrı olarak şeytanı görürler.Bu yüzden de şeytanın her dediğini sorgusuz sualsiz yaparlar.
Şeytan nasıl insanın kanı içerisine girerek insana kötülükleri üflerse aynı yeti semumlarda da olup insanlara musallat olmaktadırlar. Musallat olduğu insanın en ücra hücresine bile girerek içine girdiği insanın hayatını cehenneme çevirir. İçine girdiği insanın içinden çıkmadığı sürece o insanı ölüme kadar götürür.
Semumlar dünya üzerinde her yerde olup her an insana saldırabilecek kabiliyettedirler.Ancak insana her ne kadar insandan nefret de etseler insana direk olarak şeytan gibi saldıramazlar. Bir insana musallat olduğu zaman o insanın içine girebilmesi için öncelikle 2 boyut arasındaki kapıyı açması gerekmektedir. Bu kapıyı da çok güçlü semumlar hariç kendileri açamamaktadırlar. Bu kapıyı bir insanın açması gerekmektedir.Ancak o şekilde insana tam manası ile musallat olurlar.İçine semum giren insanı da ancak bir din alimi çıkartabilir.Bir semum ile irtibata gecen insanın sonu İslam Fıkıhçılarına göre ebediyete kadar Semum ateşinde yanmaktır. Bu yüzde de bir semumla irtibata geçmek oldukça sakıncalıdır.
Bir semum bir insana musallat olduğu zaman öncelikle ona bir takım darbeler indirerek kafasının karışmasını sağlar. Daha sonra ise gözlerinin önünde bulunan perdeyi kaldırarak cinler aleminin boyutunu görmeyi sağlar. Belli bir zaman onu rahatsız etmeye devam ettikten sonra içine girer ve filmde gördüğümüz o sahnelerin olmasına sebep olur. İnsanın beyni ele geçirerek ona emirler yağdırır ve de insan vücudunu eritir.
Semumların kendi aralarında kullanmış oldukları dil Kıpticedir. Kıptice Arapça ve İbranicenin kökeni olup Eski Mısırda kullanılan çok eski bir dildir. Günümüzde de Mısırda hala bu dili konuşan bir takım topluluklar mevcuttur. Semumların ana dilinin Kıptice olması hakkında bir yazıyı okumuştum Orda şu sav dile getirilmekteydi. Bilindiği üzere Nuh tufanından hemen sonra insanlar Nuh’un 4 oğlundan çoğaldılar. Nuh tufanının tam olarak ne zamana denk geldiği bilinmese de Nuh tufanından sonrası için en uygar medeniyet olarak ilk önce Eski Mısırlıların olabileceğini düşünmekteler. İşte bu düşünceden dolayı da Nuh’un konuştuğu dilinde Kıptice olması gerektiğini düşünmekteler. Hz. Adem ile Hz. Nuh arasında peygamber kitabına göre 3000 yıl olduğu bilinmektedir. Bu arada da ilk insanın konuştuğu dilin değişmeyeceğini düşünmekteler. Bu yüzden de Kıpticenin ilk insanının ilk dili olacağını sanmaktalar ve böylece semumların Kıptice konuşmalarını açıklamaktadırlar. Ancak şu unutulmaması gerekmektedir ki semumlar dünya üzerinde iken nerde geziniyorsa o topluluğun dilini de kullanmaktadır.

06 Nisan 2008 Pazar

‘’HUH’’LARIN KIZI SEVVAL iLE HUH TADINDA BİR RÖPORTAJ..

‘’HUH’’LARIN KIZI SEVVAL iLE HUH TADINDA BİR RÖPORTAJ..

SORU 1- KENDİNDEN KISACA BAHSEDER MİSİN?
1985 yılında Balıkesir’de doğdum ve 19 yaşıma kadar da Balıkesir’de yaşadım.Liseden sonra 1 sene Öss 'yi kazanamayıp beynimi yedikten sonra (sanki ne oluyorsa :D ) çalışmaya karar verdim. Sakarya Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünde okuyorum işte...Nasipse 3 ay sonra mezunum...Bilmem başka ne anlatılır :D
SORU 2- GENCSAU MACERAN NASIL BAŞLADI?
Gencsau maceram, 2006 nisan ayında başladı.Bunun tek sorumlusu 'akdora' nickli üyedir.Şu an fazla aktif olmasa da kankam olur kendisi...Bahsetti bana işte dedi seni üye yapalım (güzellik yarışmalarına filan da hep arkadaşların teşvikiyle girilir zaten dimi :D ) İşte önce pek takılmadım.Bir iki bakıyordum öylesine göz atıyordum önceleri, sonra manyaklık derecesine geldi site bende…Gece pc’yi kapatıp yatıyordum, sabah gözümü yine Pc'nin başında açıyordum.Ama çok eğlenceli zamanlar geçirdim burada...Özellikle 2006 yazında gencsau; yani siteyi yeni keşfettiğim zamanlar benim için özeldir...
SORU 3 - GENCSAU SENİN İÇİN NE İFADE EDİYOR??
Gencsau benim için neyi ifade ediyor...Aslında gencsau benim için güzel paylaşımlar ifade ediyor, yürekleri güzel insanları ifade ediyor ve açıkça söylemeliyim sohbet merkezini yani gevezeliği ifade ediyor.Yani ben bu siteye girdiğimde ruh halime göre istediğim şeyi bulabiliyorum ve bu önemli benim için.İşte keyfim yerindeyse gidiyorum gevezelik ediyorum, biraz duygusallaşmışsam dalıyorum güzel yazı şiire...Haberleri takip ediyorum, videoları izliyorum...Yani aradığım her şeyi bulabiliyorum.Eee bunun yanında güzel insanlarla da bir şeyleri paylaşabiliyorsan sorun kalmıyor.Çünkü mekanik hissetmiyorum kendimi ...
SORU 4 – GENCSAU’YE GİRDİĞİNDE İLK OLARAK HANGİ BÖLÜME BAKIYORSUN? NEDEN?
Gencsau’ye ilk girdiğimde nereye bakıyorum… İlk olarak sohbet merkezine bakıyorum, çünkü geldiğimi yazmam gerek :D ..Hatta bazen sabaha karşı giriyorum bakıyorum kimse yok ben yine ben geldim Huh diye yazıyorum :D..Alışkanlık... sonra sol taraftan en son yazılan konulara bakıyorum ilgimi çeken bir şey var mı diye, sonra da ruh halime bağlı işte sağım solum belli olmuyor J
SORU 5- HUH KELİMESİNİ NEDEN BU KADAR ÇOK KULLANIYORSUN VARMI BİR ANLAMI?
Hahhahaha :D Aslında bu hikaye şöyle başladı ...Şu bildiğimiz Huh smileyi varya..Bir gün ben msnde birine bir şey yazıyordum ve sinir olmuştum ... o anda o smileyi bulamadım ve taklitini yapmak zorunda kaldım sonra da yapıştı üstüme işte aslında Huh bir çok ifadeyi bünyesinde barındırabilen bir ifade artık inan dilime de çok yerleşmiş konuşmalarımın sonunda da bir Huh oluyor bazen şaşırıyorum bende :D
C:Peki bir huh ifadesi olsa yapılsa sence neye benzemeli? :D
S: Huh ifadesi yapılsa sanırım biraz bana benzemeli beni yansıtmalı.Kocaman gözleri olmalı mesela Dümdüz kirpikleri olmalı Sürekli Tafra yapmalı doğal olarak...Buradan sevgili adminime sevgiler saygılar talebimi gönderdim bekliyorum bakalım ...Duy şu feryadımı yahu ahahah :D İfadesiz bırakma beni :D
C: Bence sevalin yüzünün resmi çekilmeli huh diye piyasaya sürülmeli :D


SORU 6- GENCSAU’DE YAŞADIGINIZ İLGİNÇ BİR ANINIZ VAR MI? VARSA ANLATIR MISIN?
Hemen anlatayım... gencsau’de tanıştığım biriyle görüşecektim, buluşucaktık ve İstanbul’dan geliyordu o gün..bahar şenlikleri zamanıydı, Şebnem Ferah konserinin olduğu gün..E malum konser alanında tel çekmiyor ...Arkadaşımın da bana ulaşması gerekiyordu.Şebnem Ferah konseri de çok kalabalıktı o kalabalığa girersem bir daha çıkamam diye korktum ve bütün geceyi kafeterya da arkadaşıma telefon ederek geçirdim.Hatta amca şey filan diyordu kızım sen zahmet etme ben senin oturduğun yere bir hat çekiyim filan gecenin sonunda arkadaşımla da buluşamadım...hem arkadaşımdan oldum hem Şebnem’den, yahu neyse telefoncu amca artık ahbabım selam söyleyin o beni tanır.
SORU 7- KULLANICI ADININ BİR ANLAMI VAR MI, VARSA BU KULLANICI ADINI NEDEN SEÇTİN? AYRICA ADIN SEVVAL Mİ, SEVAL Mİ, ŞEVAL Mİ ?(YILLARDIR BİR ÖĞRENEMEDİM :D )
İsmim aslında Seval bana aylardır sorduğun sorunun cevabını en sonunda aldın hadi iyisin :D Kullanıcı adım neden sevval... şimdi forumlara üye olurken illaki bir Seval oluyor...Bütün her şeyi doldurup onaya bastıktan sonra 'bu kullanıcı zaten kullanılmaktadır.' şeklindeki ibareyle karşılaştığımda psikopata bağlıyordum, o yüzden el alışkanlığı olmuş bende nasıl olsa sevval diye bir isim yoktur olsa da tek tüktür böyle bir kullanıcı adı yoktur diye düşünüp 'v'leri ikilemeye başladım.Öyle başladı öyle gidiyor...Sanırım karşılaştığınız her sevval benim J
Cüneyt:Röportaj olmasa gerçek adını söylemeyeceksin yav L
Sevval :Eee ne yapalım prensip :D
SORU 8- HOBİLERİN, FOBİLERİN NELERDİR?
Aslında biraz karışık...Hobi şeklinde değerlendirmek ne kadar doğru olur bir şeyleri bilmiyorum ama o an için ne yapmak istiyorsam o benim hobim haline gelir...Yürüyüş yapmak örneğin, bazen adım atmaya üşeniriz ama bazen huzur verir değil mi? Böyle bir şey...Sıfatlayamam açıkçası.Fobilerime gelince ise böceklerden korkarım :(
SORU 9-HAYATTAKİ HEDEFİN VE İDEALLERİN NELER?
Hayattaki idealim... Aslında bence çoğumuz sınırlar çerçevesinde ideal belirlemek zorunda kalıyoruz ...Ve ne yazık ki ben de bu şekilde belirlemek zorunda kalanlardanım sanırım..Şu anda tek derdim bir an önce okulumu bitirmek işte, mesleğimi elime almak ...Ama bu mu olmalıdır amaç? Elbette değil...Beni bu hale getirenler utansın... Güzel, rahat ve huzurlu bir yaşam istiyorum kısacası..
SORU 10- GENCSAU’DE HOŞUNA GİTMEYEN, SİNİRLENDİREN OLAYLAR OLDU MU ve OLDUYSA NELER?
Elbette oldu...Sinirlendiren demiyim de üzen olaylar diyelim...Sanırım daha doğru olacak.Siyasi konularda tartışma yaşandığı anlar mesela...Birden herkesin ne kadar zıtlaşabildiğini gördüm yeri geldi herkes haddini aştı.Elbetteki hiç kimse birbiriyle aynı fikirde olmak zorunda değil ama herkes birbirinin fikrine saygı duymak zorunda ...O zamanlar üzülmüştüm oldukça..Ha bir de şu yaprak dökümü var tabi ... Sevdiğim bir çok arkadaşımızın aramızdan ayrılması da hoş değildi ama tabiki yine herkesin kendi kararı...Saygı bizden...
SORU 11- FORUMDAKİ YÖNETİCİ ARKADAŞLARINA BURADAN NE SÖYLEMEK İSTERSİN?
Söylenecek pek fazla bir şey yok, memnunum ki hala bu forumdayım..Yalnız işte bir huh smileyi eksikliği var onu da gidereceğiz inşallah :D
SORU 12- UZUN SÜREDİR BU FORUMA ÜYESİN, MOD OLMAK İSTEDİN Mİ HİÇ?
Aslında istemedim ...Çünkü ne biliyim o zaman sanki daha ciddi takılmam gerekecek gibi geldi hep iyi böyle yahu :S
SORU 13 – YAKIN ZAMANDA SEVGİLİLER GÜNÜNÜ GERİDE BIRAKTIK NASIL BİR GÜNDÜ SENİN İÇİN, NELER YAPTIN?
woooww özelden vurmaya başladık… Aslını istersen sıradan bir gündü.Sevgililer gününü arkadaşlarımla birbirimizinkini kutlayarak geçirdik J Farklı olarak şaşırdığım ve sürpriz olarak Suriyeli bir arkadaşım kutladı sadece ...Beklemiyordum Sıradan bir gündü işte daha fazla dayanamayacağım bu soruya
(Bu soruda biraz gerildi sanki :D )
SORU 14- Aşka inanır mısın hayatında birisi var mı peki?
pufffffs.... Aşka inanır mıyım ...İnanırım aslında ama birbirine aşık sandığımız etrafımızdaki insanların çoğunun yaşadığı şey aşk değil...Ben böyle düşünüyorum.Ha bir de şöyle bir düşüncem var ki insan hayatta yalnızca birine aşık olur birine kendini adar... Benim fikrim bu hayatta sadece bir kez yaşanır...Öyle de olmalıdır.Ama sanırım aşk her zaman acıyı ve imkansızı seviyor. Hayatımda da bir sürü arkadaşım var, ama duygusal bağlamda kimse yok...
SORU 15- Forumda birine ilgi duydun mu yada aşık oldunmu, çıktınmı ?
(Aşkla ilgili son sorum bu :D)
Uhhh iyi o zaman derin bir oh çekiyim...Hayır kimseye ilgi duymadım kimseyle de çıkmadım...Ama açık olmam gerekirse mesela böyle tanışıyoruz konuşuyoruz filan; ben doğal ve sıcak bir insanım. Sanırım aradaki sıcaklık ve samimiyet bazen başka türlü algılanabiliyor karşı taraf açısından...Yani bir kaç kez bu tarz şeyler başıma geldi ama sonra her şeyi yoluna koyduk rayına oturttuk problem kalmadı
Cüneyt: Yani sen mi birine ilgi duydun yada başkası mı sana ilgi duydu? Açık olalım lütfen kafada soru işareti kalmasın :D
Sevval: olalım bakalım...Zaten başıma ne geldiyse her şeyi dan dan diye söylediğimden geldi.Başkası bana duydu...Ben görmedim duymadım söylemedim…
C: İsim versen bide ne güzel olur :D
S: Olduuuuu başka tasan var mı senin ? :D İsim vermeyi doğru bulmuyorum.Shambalanın izinden gidiyim bari o bu kadarını bile anlatmamıştı :D Şaka bir yana böyle birşeyi uygun bulmuyorum ...
C:Aktif üye mi peki şu anda?
S: Bana baksana sen hani aşkla ilgili son soruydu o?
C:Konuşmamız sonucunda sevval’e ilgi duyan kişilerden (toplamda 3 kişi) 2si şu anda sitede aktif değilmiş ama biri aktifmiş o ismi de almak etik olmazdı yada sevval etik bulmadı..Bence problem yoktu :D
SORU 16- FORUMDA KİMİNLE VEYA KİMLERLE ARAN DAHA İYİ?
Forumda şu an aktif olmasalar da caneda ve akdorayla aram mükemmelin ötesinde bunun yanında siteden ayrılan bir kaç özel arkadaşımla da aram iyi.Bunun dışında da herkese eşit mesafedeyim Ama eğitimlilerin yeri başka tabe J
C:Bir kişide benim adımı vermedi ya L
Boşuna mı soruyorum bu soruyu ben size :D
Soru 17- Takip ettiğin dizi var mı?
Var ya hiç yok desem yeridir...Takılıyorum öyle kendi çapımda bir oradan bir buradan…
Soru 18- En çok etkilendiğin film hangisi?
Lisedeydim sanırım.O zamanlar yaş itibariyle 'Kasımda Aşk Başkadır 'çok etkilemişti beni .E küçüktük tabi o zamanlar :D Şimdi izlesem aynı etkiyi bırakmaz haliyle.Yenilerden de Türk yapımı 'Mutluluk' etkiledi beni.

Soru 19- En beğendiğin Türk ve yabancı oyuncular?